İçeriğe atla

Aktifleşmiş Kompleks Teorisi (Eyring)

Teradigma sitesinden

Aktifleşmiş Kompleks Teorisi (Eyring): Kimyasal Reaksiyon Hızlarının Termodinamik ve İstatistiksel Mekanik Temelleri


1. Giriş

Kimyasal reaksiyonların hız sabitleri, makroskobik gözlemlerden çok daha derin bir fiziksel gerçekliğin izlerini taşır. Arrhenius’un 1889 yılında deneysel verilere dayanarak kurduğu ampirik bağıntı, aktivasyon enerjisi (Ea) ve frekans faktörü (A) gibi iki parametreyle reaksiyon hızının sıcaklık bağımlılığını açıklamaktaydı; ancak bu parametrelerin moleküler kökeni uzun süre karanlıkta kaldı. 1935 yılında Henry Eyring, Meredith Gwynne Evans ve Michael Polanyi tarafından eş zamanlı olarak geliştirilen Aktifleşmiş Kompleks Teorisi (AKT) — aynı zamanda Geçiş Hali Teorisi (GHT) veya Mutlak Reaksiyon Hızları Teorisi olarak da bilinir — bu parametreleri istatistiksel mekanik ve termodinamik temellere oturttu.[1]

AKT’nin çıkış noktası, her kimyasal reaksiyonun reaktantlardan ürünlere doğrudan değil, bir ara yapı olan aktifleşmiş kompleks (AB) üzerinden ilerlediği varsayımıdır. Bu geçiş durumu, potansiyel enerji yüzeyinin en yüksek noktasına — eyer noktasına (İng. saddle point) — karşılık gelir ve reaksiyon koordinatı boyunca son derece kısa ömürlü biçimde, femtosaniye mertebesinde varlığını sürdürür.[2] Teorinin sunduğu matematiksel çerçeve, reaksiyon hız sabitini yalnızca birkaç temel fiziksel sabite ve aktifleşmiş kompleksin termodinamik özelliklerine indirgeyerek deneysel ölçümler ile atomik/moleküler yapı arasında güçlü bir köprü kurar.


2. Bilimsel Açıklama ve Güncel Bulgular

2.1 Potansiyel Enerji Yüzeyi ve Eyer Noktası

Kimyasal reaksiyonlar, çok boyutlu bir potansiyel enerji yüzeyinde (PEY) gerçekleşen süreçler olarak incelenir. N atomlu bir sistem için 3N koordinat ekseninden oluşan bu yüzey, her geometrik konfigürasyona karşılık gelen potansiyel enerjiyi tanımlar. Reaktantlar ve ürünler bu yüzeyin yerel minimumlarına, geçiş hali ise reaktantlardan ürünlere giden en düşük enerjili yol — iç koordinat (IRC) — üzerindeki maksimuma, yani eyer noktasına karşılık gelir.

1931 yılında Eyring ve Polanyi, H+H2H2+H reaksiyonu için kuantum mekanik ilkeler ve spektroskopik verilerden yararlanarak ilk PEY’yi oluşturdular.[3] Bu yüzeyde aktifleşmiş kompleks [HHH], her üç H–H bağ uzunluğunun eşit olduğu, çizgisel bir geometri sergiler. Eyer noktasının matematiksel tanımı, Hessian matrisinin (ikinci türev matrisi) tam olarak bir negatif özdeğere sahip olmasını gerektirir; bu negatif özdeğere karşılık gelen mod, reaksiyon koordinatı yönündedir ve hayali bir titreşim frekansı verir:

ν=12πλmefektif

Bu hayali frekans (ν), aktifleşmiş kompleksin eyer noktasını terk etme hızını temsil eder ve Eyring denkleminin kinetik terimini doğrudan belirler.

2.2 Yarı-Denge Varsayımı ve Eyring Denkleminin Türetilmesi

AKT’nin temel kabulleri şu şekilde özetlenebilir:

  1. Reaktantlar ile aktifleşmiş kompleks arasında yarı-denge (İng. quasi-equilibrium) konumu bulunur.
  2. Aktifleşmiş kompleksin ürünlere dönüşme hızı, kBT/h frekansıyla gerçekleşir.
  3. Aktifleşmiş kompleksin reaksiyon koordinatındaki hareketi, diğer bağımsız serbestlik derecelerinden bağımsızdır.

A+B[AB]P

Bu yarı-denge sabiti K, istatistiksel mekanik bölüşüm fonksiyonları (q) ile ifade edilir:

K=qABqAqBexp(E0kBT)

Burada E0, reaktantlar ile geçiş hali arasındaki sıfır nokta enerjisi farkıdır. Aktifleşmiş kompleks, reaksiyon koordinatı boyunca bir “gevşek titreşim” biçiminde davrandığı varsayıldığında, bu modun bölüşüm fonksiyonu qν=kBT/hν olarak ayrıştırılır. Reaksiyon hız sabiti:

k=κkBThK

eşitliğiyle elde edilir; κ iletim katsayısı (genellikle 1), kB Boltzmann sabiti, h Planck sabitidir. K, Gibbs serbest enerjisi cinsinden şu şekilde yazılır:

K=exp(ΔGRT)

Böylece Eyring denklemi tam formuna ulaşır:

Ayrıştırılamadı (sözdizim hatası): {\displaystyle \boxed{k = \kappa \frac{k_B T}{h} \exp\!\left(-\frac{\Delta G^\ddagger}{RT}\right)} }

ΔG=ΔHTΔS açılımı kullanıldığında denklem ayrıştırılmış biçimde yazılabilir:

k=κkBThexp(ΔSR)exp(ΔHRT)

Bu ifadede üç bileşen ayrı ayrı incelenebilir: kBT/h terimi (298 K’de 6,25×1012 s1) evrensel frekans faktörünü, exp(ΔS/R) aktivasyon entropisi katkısını ve exp(ΔH/RT) ise enerji bariyerini temsil eder.[4]

2.3 Eyring Grafiği ve Aktivasyon Parametrelerinin Belirlenmesi

Deneysel hız sabitleri, farklı sıcaklıklarda ölçüldükten sonra doğrusallaştırılmış Eyring ifadesine uygulanır:

lnkT=ΔHR1T+[lnkBh+ΔSR]

ln(k/T)’nin 1/T’ye karşı çizildiği Eyring grafiği, eğimi ΔH/R ve y-kesim noktası ln(kB/h)+ΔS/R olan bir doğru verir. Böylece hem aktivasyon entalpisi hem de aktivasyon entropisi deneysel verilerden çıkarılabilir. Bu yaklaşım, Arrhenius analizine kıyasla daha zengin bilgi içerir; zira Arrhenius parametreleri yalnızca etkin bir enerji ile frekans faktörü verirken, AKT entalpik ve entropik katkıları ayırt eder.

Aktivasyon entalpisi (ΔH) ile Arrhenius aktivasyon enerjisi (Ea) arasındaki ilişki, faz durumuna göre değişir:

  • Çözeltide ve tek-moleküllü gaz fazı reaksiyonları için: Ea=ΔH+RT
  • Δn değişimiyle gerçekleşen gaz fazı reaksiyonları için: Ea=ΔH+(1Δn)RT

2.4 Aktivasyon Entropisi ve Reaksiyon Mekanizmaları

Aktivasyon entropisi (ΔS), geçiş halinin düzenliliği hakkında mekanistik bilgi taşır:

  • ΔS0 (büyük negatif değer): İki veya daha fazla molekülün bir araya gelerek sıkı bir geçiş hali oluşturması; iki bimoleküler SN2 reaksiyonları bu kategoridedir.
  • ΔS0: Tek-moleküllü izomerizasyon ve ayrışma reaksiyonları.
  • ΔS>0: Geçiş halinde reaktantlara kıyasla daha büyük bir konfigürasyonel serbestlik söz konusudur; bu durum termal ayrışma reaksiyonlarında görülür.

Aktivasyon serbest enerjisi (ΔG), reaksiyon seçiciliğini belirleyen temel büyüklüktür. Oda sıcaklığında (298 K) iki reaksiyonun ΔG değerleri arasındaki her 1,36 kcal/mol fark, kinetik kontrollü koşullarda ürün dağılımında 10 katlık bir değişime karşılık gelir.[5]

2.5 İletim Katsayısı ve Kuantum Efektleri

Klasik AKT’de iletim katsayısı κ=1 alınır. Ancak gerçek sistemlerde iki önemli sapma söz konusudur:

Kuantum tünelleme: Hafif parçacıkların (özellikle proton ve hidrojenik transferler) enerji bariyerini klasik olarak aşmak yerine tünelleyerek geçmesi mümkündür. Bu etki, kinetik izotop etkisi (KİE) ölçümleriyle nicelendirilir: H yerine D kullanıldığında hız sabitinin düşmesi tünellemenin önemli bir katkı yaptığına işaret eder. Klinman ve Kohen (2013), hidrojenik tünellemenin enzim katalizi mekanizmasında merkezi bir rol oynadığını göstermiştir.[6]

Süpürüm kuvvetleri (Recrossing): Aktifleşmiş kompleks, eyer noktasını geçtikten sonra reaktant tarafına geri dönebilir; bu durum κ<1’e yol açar. Variasyonel geçiş hali teorisi (VTST), k’yı maksimum hesaplayan klasik TST’nin aksine en küçük k’yı veren yüzeyi arar; böylece süpürüm efektleri sistematik biçimde hesaba katılır.[7]

2.6 Güncel Araştırmalardan Bulgular

Hesaplamalı Kimyada DFT ile Geçiş Hali Analizi: Yoğunluk fonksiyoneli teorisi (DFT), çağdaş hesaplamalı kataliz çalışmalarının temel aracı hâline gelmiştir. 2024 yılında Physical Chemistry Chemical Physics’te yayımlanan kapsamlı bir derleme, DFT yöntemlerinin hem homojen hem heterojen katalitik süreçlerde geçiş hali geometrilerini ve aktivasyon bariyerlerini aydınlatmadaki rolünü belgelemektedir.[8] Fonksiyonel seçiminin kritik önemi vurgulanmış; geçiş metalleri içeren sistemlerde dispersiyon düzeltmelerinin eklenmesinin sonuçların güvenilirliğini önemli ölçüde artırdığı gösterilmiştir.

Makine Öğrenmesi Potansiyelleri ile Geçiş Hali Geometrilerinin Tahmini: Beaglehole ve arkadaşlarının 2025 yılında WIREs Computational Molecular Science’da yayımlanan derlemesi, makine öğrenmesi modellerinin (özellikle grafik sinir ağlarının) geçiş hali geometrilerini doğrudan tahmin edebildiğini ortaya koymaktadır.[9] DFT’ye kıyasla birkaç büyüklük mertebesinde hızlı olan bu yaklaşımlar, kimyasal doğruluk sınırının (1 kcal/mol) altında ortalama mutlak hatalara ulaşmaya başlamıştır; bu sayede büyük ölçekli reaksiyon veritabanlarında geçiş hallerinin sistematik biçimde haritalanması mümkün olabilmektedir.

QM/MM Yöntemleri ile Enzim Katalizi: De Gruyter Brill tarafından 2025 yılında yayımlanan çalışmada Himo grubu, kuantum mekanik/moleküler mekanik (QM/MM) yöntemlerinin enzim reaksiyon mekanizmalarını açıklamadaki rolünü ele almaktadır.[10] 2013 Nobel Ödülü’nün QM/MM’in teorik temellerine, 2024 Nobel Ödülü’nün ise hesaplamalı araçlarla enzim tasarımına verildiği belirtilerek, AKT’ye dayanan bu metodolojinin biyokataliz araştırmalarının merkezine oturduğu vurgulanmaktadır. QM/MM simülasyonları, elektrostatik ön-örgütlenme ve geçiş hali stabilizasyonu gibi mekanistik ilkeleri nicelendirmekte; deney ile teori arasındaki açığı giderek kapatmaktadır.

Enzim Katalizi ve Kuantum Tünelleme: Klinman ve Kohen’in Annual Review of Biochemistry (2013) çalışması, enzim katalizindeki H-tünellemesini protein dinamiğiyle ilişkilendirmiş; bu bağlantının AKT’nin klasik çerçevesinin ötesine geçilmesini zorunlu kıldığını göstermiştir.[11] Nitroalkan oksidazda yapılan PNAS çalışması, enzimde klasik bariyer aşmaya ek olarak kuantum nükleer efektlerin de hız katkısı sağladığını; bu katkının iki izotop arasındaki kinetik izotop etkisine yansıdığını kanıtlamıştır.[12]

Derin Öğrenme Potansiyelleri ile Hızlandırılmış Geçiş Hali Arama: 2024 yılında yayımlanan bir ön baskıda, NequIP sinir ağı potansiyellerinin yüksek boyutlu PEY’lerde geçiş hali aramalarını DFT’ye kıyasla büyük ölçüde hızlandırdığı gösterilmiştir.[13] Nükleer elastik bant (NEB) yöntemiyle birleştirildiğinde, bu yapılar referans DFT geometrilerinden ortalama 0,27 Å sapmayla tutarlı geçiş hali tahminleri üretmekte; tek hayali frekans kriteri neredeyse tüm yapılar için sağlanmaktadır.

Biyolojik Sistemlerde Kuantum Efektleri: Briefings in Bioinformatics (2024) dergisinde yayımlanan çalışma, enzim katalizi, fotosentez ve DNA mutasyonlarında kuantum tünellemenin ve kuantum tutarlılığının deneysel kanıtlarını derleyerek kuantum biyolojisinin ivme kazanan bir alan olduğunu vurgulamaktadır.[14]


3. Kavramsal Analiz

3.1 Nizam, Gaye ve Sanat Analizi

Eyring denkleminin kinetik frekans faktörü olan kBT/h ifadesinin boyutsal analizi dikkat çekicidir: bu terim, doğadaki en temel fiziksel sabitlerden ikisini — termal enerjinin taşıyıcısı Boltzmann sabitini (kB=1,380×1023 J/K) ve kuantum eylem birimini (h=6,626×1034 Js) — tek bir frekans çerçevesinde buluşturur. 298 K’de bu değer, saniyede 6,25×1012 ile ifade edilir; başka bir deyişle, enerji bariyeri aşıldığında geçiş hali bu frekansla ürünlere dönüşür. Hem termodinamiğin hem de kuantum mekaniğin birbirinden bağımsız sabitlerinin, kimyasal reaktiviteyi belirleyecek biçimde tek bir matematiksel yapıda bir araya gelmesi düşündürücüdür.

Potansiyel enerji yüzeyinin eyer noktası geometrisi de benzer bir hassasiyet sergiler. H–H–H geçiş halinde üç atomun eşit uzaklıkta ve çizgisel olarak konumlanması ya da SN2 reaksiyonlarında karbon merkezine pentakoordinasyonun sağlanması, reaktivite için zorunlu geometrik koşulları ifade eder. Bu koşulların aynı anda sağlanmasının, tepkimeyi mümkün kılacak şekilde tertip edilmiş olması mekanistik derinliğe işaret eder. Aktivasyon entalpisi (ΔH) ile aktivasyon entropisi (ΔS) arasındaki hassas denge, reaksiyonun mümkün olabileceği bir thermodynamic pencere yaratır; bu iki katkının birinin aşırı dominant olmaması, sistemin işlevselliği açısından kritik öneme sahiptir.

Enzim aktif bölgelerinde geçiş hali stabilizasyonunun gözlemlenen etkinliği de bu çerçevede değerlendirilebilir. Elektrostatik ön-örgütlenme ilkesi, proteinin üç boyutlu yapısının substrat geçiş haline mükemmel biçimde eşleştiğini ve bu eşleşmenin aktivasyon bariyerini milyarlarca katlık hız artışlarına karşılık gelecek ölçüde düşürdüğünü ortaya koyar. Böylesine hassas bir elektrostatik geometrinin, proteinin 1014’ten fazla olası konfigürasyonundan birinde gerçekleşiyor olması dikkat çekici bir husus oluşturmaktadır.

3.2 İndirgemeci ve Materyalist Safsataların Eleştirisi

Kimyasal kinetik literatüründe “aktivasyon enerjisi reaksiyonu yavaşlatır” ya da “aktifleşmiş kompleks kararlı yapıya geçmek ister” gibi ifadeler sıklıkla kullanılmaktadır. Bu dil, özü itibarıyla nedensellik atfını soyut büyüklüklere ya da cansız yapılara yöneltir: aktivasyon enerjisi fiziksel bir bariyer değil, bir fark değerini ifade eden bir sayıdır; aktifleşmiş kompleks ise kasıt ya da tercih taşımaz.

Daha temel bir eleştiri, “Arrhenius yasası reaksiyonun hızını açıklar” iddiasına yöneltilebilir. Arrhenius denkleminin iki parametresi (A ve Ea) deneysel eğriye uydurulmuş fenomonolojik büyüklüklerdir; bunlar mekanizmayı değil, gözlemlenen davranışın matematiksel tanımını yapar. Eyring’in temel katkısı da tam bu noktada yatar: A faktörünü istatistiksel mekanik temelli κkBT/h ve entropik katkı eΔS/R bileşenlerine ayrıştırarak açıklayıcı değeri olan bir ifade elde etmek. Ancak bu çerçevede bile “reaksiyon koordinatı boyunca hareket etmek” gibi betimsel dil, fiziksel bir zorlamanın var olup olmadığını değil, gözlemlenen istatistiksel dağılımın sonucunu aktarır.

Makine öğrenmesi potansiyellerinin geçiş hali tahminine başarıyla uygulanması da ilginç bir epistemolojik soru doğurmaktadır: bu modeller, PEY’nin geometrik örüntülerini öğrenmekte; ancak bu örüntülerin neden tam da kimyasal reaksiyon koordinatına karşılık gelecek biçimde düzenlendiğini değil, yalnızca nasıl bir yapı sergilediğini tanımlamaktadır. Tanımlayıcı ve kurucu nedenler arasındaki bu ayrım, kimyasal kinetik yorumlarında gözetilmesi gereken temel bir metodolojik sınırı oluşturur.

3.3 Hammadde ve Sanat Ayrımı Analizi

Aktifleşmiş kompleks teorisi bağlamında hammadde–sanat ayrımı, birden fazla düzeyde incelenebilir.

Birinci düzey — Atomlardan aktifleşmiş komplekse: SN2 reaksiyonunda Cl+CH3Br sistemini oluşturan tek tek atomlar — klor, karbon, hidrojen ve brom — incelendiğinde, hiçbirinde C3v simetrisine sahip pentakoordine geçiş halinin özelliği bulunmaz. Karbon atomu tetravalensiyonu ne kadar da sp3 hibritleşme ile ilişkilendirilse de, geçiş halindeki sp3d benzeri pentakoordine karbon geometrisi bu atomda “gizli” değildir: bu yapı, iki reaktif parçacığın belirli bir uzamsal düzende bir araya gelmesiyle, etkileşimlerin yarattığı ortaya çıkıcı bir özelliktir. Hammaddenin bileşenlerinde ayrı ayrı bulunmayan bu koordinasyon geometrisi, sistemin aktifleşmiş kompleks düzeyinde sergilediği yeni bir nitelik olarak gözlemlenir.

İkinci düzey — Serbest enerjiden aktivasyon serbest enerjisine: Reaktantlar ve ürünlerin Gibbs serbest enerjileri, tek başlarına alındığında ΔG büyüklüğünü belirlemeye yetmez. Aktivasyon serbest enerjisi, reaktantların geçiş haline ulaşana kadar geçtikleri organizasyonel değişimin toplamını yansıtır: bağ uzunluklarındaki değişim, geometrik yeniden düzenleme, çözücü reorganizasyonu ve elektronik konfigürasyon değişikliği. Bu katkıların her biri reaktantlarda ayrı ayrı mevcut olmayıp, sistemin geçiş hali konumuna gelindiğinde bir bütün olarak ortaya çıkar.

Üçüncü düzey — Enzimde geçiş hali stabilizasyonu: Bir enzim aktif bölgesinin birkaç yüz amino asit kalıntısından oluştuğu ve her birinin kendi elektronegatiflik, hacim ve esneklik özelliklerine sahip olduğu düşünüldüğünde, bu bileşenlerin hiçbirinde substrat geçiş haline özgü elektrostatik ön-örgütlenme özelliği bulunmaz. Proteinin üç boyutlu katlanma organizasyonundan ortaya çıkan geçiş hali stabilizasyon kapasitesi, parçaların toplamından ( amino asit) niteliksel olarak farklıdır; bu kapasite, bileşenler arasındaki özel uzamsal düzenlemelerden ileri gelen bir bütünlük özelliği olarak gözlemlenir.


4. Sonuç

Aktifleşmiş kompleks teorisi, kimyasal reaktiviteyi moleküler düzeyde anlama çabalarında dönüm noktasını oluşturan ve günümüzde DFT, QM/MM ve makine öğrenmesi yöntemleriyle güçlendirilen dinamik bir çerçeve olarak varlığını sürdürmektedir. Eyring denklemi, Boltzmann sabiti ile Planck sabitinin hassas bir aritmetik birlikteliği içinde, Gibbs aktivasyon serbest enerjisiyle ilişkilendirilmesini sağlayan matematiksel bir yapıyı ifade eder.

Bu yapı içinde üç gözlem öne çıkar: (i) evrensel frekans faktörünün Planck ve Boltzmann sabitlerinin tek bir fiziksel anlamda buluşmasından kaynaklanması; (ii) geçiş hali geometrilerinin, reaktantlardan ürünlere giden en düşük enerjili yol boyunca oldukça özgün koordinasyon ve elektronik koşulların eşzamanlı sağlanmasını gerektirmesi; (iii) enzim aktif bölgelerinde bu koşulların, milyarlarca katlık hız artışlarına olanak tanıyacak düzeyde tertip edilmiş olması. Serbest enerjisi ve entropisi bilinen bireysel bileşenlerden, aktifleşmiş kompleksin ΔG’ü doğrudan hesaplanamaz; bu büyüklük, bileşenler arasındaki özel düzenlemeden doğan bir sistem özelliği olarak gözlemlenir.

Temel fiziksel sabitlerin kimyasal reaktivite ile ilişkilendirilme biçiminin kökenine, geçiş hallerindeki geometrik hassasiyetin nedenine ve cansız bileşenlerden organizasyonlu bir enzim aktif bölgesinin nasıl ortaya çıktığına dair sorular; fizik, kimya ve biyokimyanın mevcut açıklama repertuarının sınırlarını zorlamaya devam etmektedir. Deliller ışığında bu sorulara verilecek nihai cevap, okuyucunun kendi aklına ve vicdanına bırakılmaktadır.


5. Kaynakça

  1. Eyring, H. (1935). The activated complex in chemical reactions. Journal of Chemical Physics, 3(2), 107–115. https://doi.org/10.1063/1.1749604
  2. Beaglehole, I. W., Pemberton, M. J., Farrar, E. H. E., et al. (2025). Machine learning transition state geometries and applications in reaction property prediction. WIREs Computational Molecular Science, 15(1), e70025. https://doi.org/10.1002/wcms.70025
  3. Eyring, H., & Polanyi, M. (1931). Über einfache Gasreaktionen. Zeitschrift für Physikalische Chemie, B12, 279–311.
  4. Atkins, P., & De Paula, J. (2006). Atkins’ Physical Chemistry (8. baskı). W. H. Freeman and Company.
  5. Truhlar, D. G., Garrett, B. C., & Klippenstein, S. J. (1996). Current status of transition-state theory. Journal of Physical Chemistry, 100(31), 12771–12800. https://doi.org/10.1021/jp953748q
  6. Klinman, J. P., & Kohen, A. (2013). Hydrogen tunneling links protein dynamics to enzyme catalysis. Annual Review of Biochemistry, 82, 471–496. https://doi.org/10.1146/annurev-biochem-051710-133623
  7. Truhlar, D. G. (1996). Variational transition-state theory. In New Theoretical Concepts for Understanding Organic Reactions (s. 397–425). Kluwer Academic Publishers.
  8. García-Melchor, M., Bellarosa, L., & López, N. (2024). Density functional theory methods applied to homogeneous and heterogeneous catalysis: a short review and a practical user guide. Physical Chemistry Chemical Physics, 26(14), 10645–10663. https://doi.org/10.1039/D4CP00266K
  9. Beaglehole, I. W., Pemberton, M. J., Farrar, E. H. E., et al. (2025). Machine learning transition state geometries and applications in reaction property prediction. WIREs Computational Molecular Science, 15(1), e70025. https://doi.org/10.1002/wcms.70025
  10. Himo, F., & Liao, R.-Z. (2025). The quantum revolution in enzymatic chemistry: combining quantum and classical mechanics to understand biochemical processes. Pure and Applied Chemistry. https://doi.org/10.1515/pac-2025-0500
  11. Klinman, J. P., & Kohen, A. (2013). Hydrogen tunneling links protein dynamics to enzyme catalysis. Annual Review of Biochemistry, 82, 471–496. https://doi.org/10.1146/annurev-biochem-051710-133623
  12. Pu, J., Ma, S., Gao, J., & Truhlar, D. G. (2010). Differential quantum tunneling contributions in nitroalkane oxidase catalyzed and the uncatalyzed proton transfer reaction. Proceedings of the National Academy of Sciences, 107(12), 5453–5458. https://doi.org/10.1073/pnas.0911416106
  13. Meng, D., et al. (2024). Transition state searching accelerated by deep learning potential [Ön baskı]. ChemRxiv. https://doi.org/10.26434/chemrxiv-2024-pvttd
  14. Mokhtari, M., Khoshbakht, S., Ziyaei, K., Akbari, M. E., & Moravveji, S. S. (2024). New classifications for quantum bioinformatics: Q-bioinformatics, QCt-bioinformatics, QCg-bioinformatics, and QCr-bioinformatics. Briefings in Bioinformatics, 25(2), bbae074. https://doi.org/10.1093/bib/bbae074