Menüyü değiştir
Toggle preferences menu
Kişisel menüyü aç / kapat
Oturum açık değil
Your IP address will be publicly visible if you make any edits.

Pearson'un Sertlik/yumuşaklık İlkesi

Teradigma sitesinden
02.00, 3 Temmuz 2026 tarihinde TikipediBot (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 1504 numaralı sürüm (Makale yüklendi.)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Sert ve Yumuşak Asitler/Bazlar (HSAB): Pearson’un Sertlik/Yumuşaklık İlkesi

Giriş

Lewis asit-baz etkileşimleri, moleküler yapıların kararlılığından katalitik reaksiyonların yönüne, toksik maddelerin biyolojik hedeflerle etkileşiminden çevre kimyasındaki metal komplekslerin davranışına kadar kimyanın pek çok alanında belirleyici rol oynamaktadır. 1963 yılında Ralph Pearson tarafından ortaya konan Sert ve Yumuşak Asitler/Bazlar (Hard and Soft Acids and Bases - HSAB) ilkesi, bu etkileşimlerin sistematik bir şekilde anlaşılması ve öngörülmesi için güçlü bir kavramsal çerçeve sunmaktadır.[1] İlkenin özü, “sert asitler sert bazları, yumuşak asitler yumuşak bazları tercih eder” şeklinde özetlenebilir ve bu basit ifade, koordinasyon kimyasından organik senteze, metallorganik katalitik sistemlerden toksikolojik mekanizmalara kadar geniş bir yelpazede uygulanabilirlik göstermektedir.

HSAB ilkesi, Lewis asit ve bazlarının polarizebilite, yük yoğunluğu ve boyut gibi elektronik özelliklerine dayanan bir sınıflandırma sistemi getirmiştir. Sert türler, küçük boyutlu, yüksek yük durumuna sahip ve zayıf polarize edilebilir özellik sergilerken; yumuşak türler büyük, düşük yük durumunda ve güçlü polarize edilebilir karakterdedir. Bu ayrım, iyonik ve kovalent bağ karakteri arasındaki spektrumda farklı konumlanışları yansıtmaktadır. İlkenin teorik temeli, 1980’lerde Pearson ve Parr’ın Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi (DFT) çerçevesinde kimyasal sertliği tanımlamasıyla nicel bir zemine oturmuştur.[2]

Günümüzde HSAB teorisi, geleneksel koordinasyon kimyası uygulamalarının ötesine geçerek, metal-organik kafes (MOF) yapılarının tasarımından[3], nörotoksik maddelerin moleküler hedeflerinin belirlenmesine[4], nanotoksikolojideki seryum oksit nanoparçacıklarının çevresel davranışının anlaşılmasından[5], ilaç tasarımında geçiş metal komplekslerinin optimizasyonuna[6] kadar çeşitli ileri düzey uygulamalarda kritik bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu makalede, HSAB ilkesinin temel prensipleri, matematiksel formülasyonu, deneysel doğrulamaları ve çağdaş uygulamaları detaylı bir şekilde incelenecektir.

Bilimsel Açıklama ve Güncel Bulgular

Temel Kavramlar ve İlkenin Formülasyonu

Lewis Asit-Baz Teorisi ve HSAB Sınıflandırması

Lewis asit-baz teorisi, asitleri elektron çifti alıcıları, bazları ise elektron çifti vericileri olarak tanımlar. Bu geniş tanım, Brønsted-Lowry asit-baz teorisinin proton transferi kavramını aşarak, elektron transferine dayalı etkileşimlerin tamamını kapsar. Bir Lewis asit-baz etkileşimi şu genel denklemle gösterilebilir:

A+:BA:B

Burada A Lewis asidi, :B ise yalnız elektron çiftine sahip Lewis bazıdır ve aralarında koordinatif kovalent bağ oluşturulur.

Pearson’un HSAB sınıflandırması, Lewis asit ve bazlarını üç kategoriye ayırır: sert (hard), yumuşak (soft) ve sınır durumunda (borderline) olan türler. Bu sınıflandırma empirik gözlemlere dayanır ve belirli fizikokimyasal özelliklerle ilişkilidir.[7]

Sert asitler:

  • Küçük iyonik yarıçap
  • Yüksek pozitif yük durumu
  • Düşük polarizebilite
  • Yüksek elektronegatiflik (baz koordinasyonu sonrası)
  • Boş düşük enerjili orbitaller
  • Örnekler: H+, Li+, Na+, K+, Be2+, Mg2+, Ca2+, Al3+, Cr3+, Cr6+, Ti4+, BF3, AlCl3, CO2

Sert bazlar:

  • Yüksek elektronegatifliğe sahip verici atom
  • Zayıf polarizebilite
  • Düşük enerji HOMO (Highest Occupied Molecular Orbital)
  • Küçük boyut
  • Örnekler: F, OH, H2O, NH3, Cl, CH3COO, CO32, NO3, PO43, SO42

Yumuşak asitler:

  • Büyük boyut
  • Düşük veya sıfır pozitif yük
  • Yüksek polarizebilite
  • Kolay deforme edilebilir elektron bulutları
  • Düşük enerjili boş orbitaller (genellikle d-orbitalleri)
  • Örnekler: Cu+, Ag+, Au+, Hg2+, Hg22+, Pd2+, Pt2+, Cd2+, CH3Hg+, BH3, karbonyum iyonları

Yumuşak bazlar:

  • Düşük elektronegatifliğe sahip verici atom
  • Yüksek polarizebilite
  • Yüksek enerji HOMO
  • Büyük boyut
  • Kolayca oksitlenebilir
  • Örnekler: H, I, SCN, R3P, R2S, RS, CN, CO, alkenler, aromatik halkalar

Sınır durumunda olanlar:

  • İki kategori arasında özellik gösteren türler
  • Asitler: Fe2+, Co2+, Ni2+, Cu2+, Zn2+, Pb2+, Sb3+, SO2
  • Bazlar: Br, NO2, N2, N3, piridin, anilin

HSAB İlkesinin Temel Prensibi

HSAB ilkesinin merkezinde şu gözlem bulunur: sert-sert ve yumuşak-yumuşak etkileşimler termodinamik olarak ve kinetik olarak daha kararlı kompleksler oluşturur. Bu tercih, oluşan bağın karakteriyle yakından ilişkilidir:

Sert-sert etkileşimler: Ağırlıklı olarak elektrostatik (iyonik) karakterdedir. Küçük, yüksek yük yoğunluklu iyonlar arasındaki güçlü Coulomb etkileşimleri bu kararlılığı sağlar. Bağ enerjisi, klasik Eq1q2r ifadesiyle yaklaşık olarak tanımlanabilir.

Yumuşak-yumuşak etkileşimler: Ağırlıklı olarak kovalent karakterdedir. Polarize edilebilir elektron bulutları arasındaki orbital örtüşmesi ve elektron paylaşımı baskın rol oynar. Bu etkileşimlerde, sınır moleküler orbital (frontier molecular orbital) teorisi çerçevesinde HOMO-LUMO enerji farkları belirleyicidir.

Metathesis reaksiyonları için HSAB ilkesi şu şekilde öngörüde bulunur:

A1:B1+A2:B2A1:B2+A2:B1

Eğer A1 ve B1 benzer sertliğe, A2 ve B2 de benzer sertliğe sahipse (her iki çift de aynı kategoriden), bu reaksiyonun dengesinin sol tarafa kayması beklenir. Ancak eğer çapraz eşleşme benzer sertlikleri bir araya getiriyorsa (örneğin A1-sert, B2-sert ve A2-yumuşak, B1-yumuşak), denge sağ tarafa kayar.

Örnek bir metathesis reaksiyonu:

TlF+K2STl2S+KF

Bu reaksiyonda, K+ (sert asit) F (sert baz) ile, Tl+ (yumuşak asit) ise S2 (yumuşak baz) ile eşleştiği için denge sağ tarafa kayar ve reaksiyon termodinamik olarak tercih edilir.

Kimyasal Sertlik ve Yumuşaklığın Nicel Tanımları

1983 yılında Pearson ve Parr, Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi (DFT) çerçevesinde kimyasal sertliği (η) nicel olarak tanımlamışlardır:[8]

η=12(2EN2)v

Burada E sistemin toplam enerjisi, N elektron sayısı ve v dış potansiyeldir. Bu tanım, kimyasal sertliği, elektron sayısındaki değişimlere karşı sistemin toplam enerjisinin ikinci türevi olarak ifade eder.

Sonlu farklar yaklaşımı kullanılarak, kimyasal sertlik pratik olarak hesaplanabilir:

ηIA2

Burada I iyonizasyon potansiyeli (birinci elektron uzaklaştırma enerjisi) ve A elektron ilgisidir (afinitesidir). Bu ifade, Koopmans teoremi çerçevesinde moleküler orbital enerjileri ile de ilişkilendirilebilir:

ηELUMOEHOMO2

EHOMO en yüksek dolu moleküler orbitalin enerjisi, ELUMO ise en düşük boş moleküler orbitalin enerjisidir. Bu yaklaşım, DFT hesaplamalarında yaygın olarak kullanılır ve genellikle B3LYP fonksiyoneli ile 6-31+G* temel seti gibi standart yöntemlerle hesaplandığında deneysel verilerle iyi uyum gösterir.[9]

Kimyasal yumuşaklık (S), sertliğin tersi olarak tanımlanır:

S=1η

Elektronegatiflik (χ) ise kimyasal potansiyelin negatifi olarak DFT’de tanımlanır:

χ=μ=(EN)vI+A2

Elektronegatiflik, Mulliken ölçeğindeki tanımla aynı forma sahiptir.

Elektrofilik indeks (ω), bir molekülün elektron alıcısı olarak davranma eğilimini ölçer ve şu şekilde tanımlanır:[10]

ω=μ22η=χ22η

Bu parametre, özellikle toksik elektrofillerin biyolojik nükleofiller ile reaktivitesini öngörmede önemli bir araçtır.[11]

Teorinin Moleküler Orbital Temelleri

Klopman-Salem analizi, HSAB ilkesini sınır moleküler orbital teorisi çerçevesinde açıklar. İki molekül arasındaki etkileşim enerjisi (ΔE) iki terime ayrılabilir:[12]

ΔE=Eelektrostatik+Ekovalent

Elektrostatik terim:

Eelektrostatik=r,sqrqsϵRrs

Burada qr ve qs etkileşen merkezlerdeki yükler, Rrs aralarındaki mesafe ve ϵ dielektrik sabittir. Bu terim, sert-sert etkileşimlerde baskındır.

Kovalent (orbital etkileşimi) terimi:

Ekovalent=doluboş(βrs0)2ErEs

Burada βrs0 rezonans integrali (orbital örtüşme terimi), Er dolu orbital enerjisi ve Es boş orbital enerjisidir. HOMO-LUMO enerji farkı küçük olduğunda (yumuşak türler), bu terim büyük değerler alır ve kovalent etkileşim güçlenir.

Sert türlerde HOMO-LUMO enerji farkı büyüktür, dolayısıyla kovalent terim küçük kalır ve elektrostatik etkileşimler baskın hale gelir. Yumuşak türlerde ise küçük enerji farkı nedeniyle kovalent terim büyür ve orbital etkileşimleri belirleyici olur.

Deneysel Doğrulamalar ve Uygulamalar

Koordinasyon Kimyasında HSAB

HSAB ilkesinin en yaygın uygulaması, metal-ligand komplekslerinin kararlılığını öngörmektir. Geçiş metalleri için Irving-Williams serisi (1953), divalent metal iyonlarının kararlılık sırasını belirlemiştir:[13]

Ba2+<Sr2+<Ca2+<Mg2+<Mn2+<Fe2+<Co2+<Ni2+<Cu2+>Zn2+

HSAB ilkesi, bu sıralamanın ligand tipine göre değişebileceğini açıklar. Sert bazlar (örneğin oksijen verici ligandlar) için erken geçiş metalleri ve alkali toprak metalleri güçlü kompleksler oluştururken; yumuşak bazlar (örneğin sülfür ve fosfor verici ligandlar) için geç geçiş metalleri tercih edilir.

Güncel bir çalışma, zirkonyum bazlı metal-organik kafes (MOF) yapılarının tasarımında HSAB prensibinin kritik rolünü göstermiştir.[14] Zr4+ iyonu sert bir Lewis asidi olarak, karboksilat ligandlarından daha güçlü Lewis bazları olan fosfonat ligandları ile daha yüksek kimyasal dayanıklılık gösteren koordinasyon bağları oluşturur. Bu, HSAB ilkesinin sert-sert tercihiyle tam uyumludur. Fosfonat ligandlarının daha yüksek pKa değerleri (dolayısıyla daha güçlü baz karakteri), sert Zr4+ ile iyonik karakterli güçlü bağların oluşmasını destekler.

Toksikolojide HSAB Uygulamaları

Toksik elektrofillerin biyolojik hedeflerle etkileşimi, HSAB teorisi ile sistematik olarak anlaşılabilir. Pek çok kimyasal toksin veya metabolit elektrofilik karakterdedir ve biyolojik makromoleküller üzerindeki nükleofilik merkezlerle kovalent bağ oluşturarak hücre hasarına neden olur.[15]

α,β-doymamış karbonil bileşikleri (örneğin akrolein, akrilomid, 4-hidroksi-2-nonenal) yumuşak elektrofillerdir ve protein tiyol grupları (SH) gibi yumuşak nükleofiller ile seçici olarak reaksiyona girer. Bu etkileşim, özellikle kritik enzimlerin sistein rezidülerini hedef alarak nörotoksisiteye yol açar.[16] Kuantum mekaniksel hesaplamalar kullanılarak bu elektrofillerin yumuşaklık parametreleri (σ) ve elektrofilik indeksleri (ω) belirlenebilir ve bu değerler, ikinci derece hız sabitleri (k2) ile korelasyon gösterir, böylece toksik potansiyel in silico olarak öngörülebilir.

Ağır metal toksisitesi de HSAB çerçevesinde açıklanabilir. Hg2+, Pb2+ ve Cd2+ gibi yumuşak asit karakterli metaller, vücuttaki yumuşak baz niteliğindeki tiyol gruplarına (SH) yüksek afinite gösterir. Bu bağlanma, proteinlerin yapısını ve işlevini bozar. Örneğin, metilcıva (CH3Hg+) çok yumuşak bir asit olarak, sinir sistemindeki sistein içeren proteinleri hedef alır ve ciddi nörolojik hasara neden olur.[17]

Güncel bir çalışma, HSAB teorisini kullanarak nörotoksik maddelerin kümülatif etkilerini öngörmek için bir in silico tarama yöntemi geliştirmiştir.[18] Bu yöntem, 19 pozitif ve 19 negatif referans kimyasal üzerinde %82-90 pozitif tahmin oranı ve %90 özgüllük göstermiştir. Yapısal uyarılar (protein bağlanma motifleri) ve elektrofilik indeks aralığı kullanılarak, adduct oluşturma mekanizması ile nörotoksisite arasında güçlü bir bağlantı kurulmuştur.

Çevre Kimyasında Uygulamalar

Çevresel sistemlerde metal türlerinin davranışı, HSAB ilkesiyle yakından ilişkilidir. Seryum (Ce) gibi lantanitlerin çevresel jeokimyası, özellikle seryum oksit nanoparçacıklarının (CeO2 NP) endüstriyel kullanımının artmasıyla önem kazanmıştır.[19]

Ce3+ sert bir Lewis asidi olarak, fosfonatlar ve hidroksitler gibi sert bazlarla hızla ve güçlü bir şekilde bağlanır, ancak sülfatlar ve hidritler gibi türlerle zayıf etkileşim gösterir. Bu tercih, doğal sularda seryum türlerinin çözelti kimyasını ve biyoyararlanımını etkiler. Seryum komplekslerinin kararlılık sabitleri, HSAB prensibiyle tutarlı bir şekilde, oksijen verici ligandlar için yüksek, kükürt verici ligandlar için düşüktür.

Kadmiyum (Cd2+) gibi ağır metallerin toprak ve su sistemlerinden uzaklaştırılması için tasarlanan adsorbent malzemeler, HSAB ilkesine göre optimize edilebilir. Sülfür içeren fonksiyonel gruplar (örneğin tiyol grupları), sınır durumunda yumuşak karakter gösteren Cd2+ için yüksek seçicilik gösterir.[20] Lignit gibi düşük enerjili kömür türlerinin sülfürizasyonu, kadmiyumun atık sulardan uzaklaştırılmasında etkili adsorbentler üretir.

Metal-organik kafes (MOF) yapılarında da HSAB ilkesi, yapısal dayanıklılık ve seçici adsorpsiyon için rehberlik eder.[21] Alümina veya silika destek malzemelerinde, sert metal merkezleri (örneğin Zr4+, Al3+) sert baz ligandları ile koordine edildiğinde, hidrolik dayanıklılık ve termal kararlılık artış gösterir.

İlaç Kimyasında ve Biyokimyasal Sistemlerde HSAB

Geçiş metal komplekslerinin tıbbi uygulamaları, HSAB ilkesinin biyolojik sistemlerdeki önemini göstermektedir.[22] Metal bazlı ilaçların tasarımında, metal merkezinin sertlik/yumuşakluk karakteri, ligand seçimi ve biyolojik hedefleme için kritiktir.

Platin bazlı kanser ilaçları (cisplatin, carboplatin, oxaliplatin), Pt2+’nin sınır durumunda yumuşak karakterini kullanarak DNA’nın pürin bazlarındaki (adenin ve guanin) yumuşak azot atomlarına bağlanır. Bu bağlanma, DNA replikasyonunu inhibe ederek anti-kanser etki gösterir. Benzer şekilde, rutenyum kompleksleri, DNA ve protein hedeflerle etkileşimlerinde HSAB ilkesine uygun seçicilik gösterir.[23]

Enzimlerin aktif bölgelerinde bulunan metal merkezleri, substrat tanıma ve katalitik aktivitede HSAB prensibini kullanır. Örneğin, çinko içeren enzimler (Zn2+ sınır durumunda asit), hem oksijen hem de azot verici ligandlarla koordine olabilir, bu da çok yönlü katalitik aktivite sağlar. Demir içeren hemoglobinde, Fe2+ porfirininin azot atomlarına (sert-orta bazlar) bağlanması, oksijen molekülünün geçici olarak koordine edilmesine ve taşınmasına olanak tanır.

2024-2025 yıllarında yayınlanan güncel çalışmalar, Schiff bazı ligandlarının cıva kompleksleriyle antimikrobiyal aktivite gösterdiğini,[24] titanyum komplekslerinin düşük valans durumlarında küçük moleküllerin (su, amidler, silonlar) aktivasyonunda HSAB prensibinin belirleyici olduğunu[25] ve triazolylidene ligandlarının birinci sıra geçiş metallerine koordinasyonunda sertlik uyumsuzluğunun aşılması için geliştirilen stratejileri[26] raporlamıştır.

Organik Kimyada HSAB

Organik sentezde ambident nükleofilerin (iki farklı merkezden atak yapabilen nükleofiiller) reaktivitesi, HSAB ile açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bu uygulamada bazı sınırlamalar gözlenmiştir. Kornblum kuralı (1954), daha elektronegatif atomun SN1 reaksiyonlarında, daha az elektronegatif atomun SN2 reaksiyonlarında reaktif olduğunu önermiştir ve bu kural HSAB ile rasyonelleşmiştir: SN1’de karbokatyon (sert asit) sert bazla (yüksek elektronegatiflik), SN2’de ise tetravalent karbon (yumuşak asit) yumuşak bazla reaksiyona girer.[27]

Ancak siyanür, siyanat, tiyosiyanat, nitrit ve fenil sülfinat gibi ambident nükleofillerde bu öngörüler zayıf kalır. Belirleyici faktörün, reaksiyonun kinetik bariyere sahip olup olmadığı gösterilmiştir. Bariyer olmayan reaksiyonlar başlangıçta seçici değildir veya termodinamik denge ile belirlenir.

Elektrofilik aromatik sübstitüsyon reaksiyonlarında, aromatik halkaların yumuşak baz karakteri, yumuşak elektrofiller (örneğin Br2, I2, karbonyum iyonları) ile reaksiyona yatkınlık gösterir. Halka aktivasyonu ve deaktivasyonu da bu çerçevede anlaşılabilir: elektron verici gruplar (EDG) halkayı daha yumuşak ve nükleofilik yaparken, elektron çekici gruplar (EWG) sertleştirir ve elektrofilik saldırıya karşı direnci artırır.

DFT ve Hesaplamalı Kimya Gelişmeleri

Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi’ndeki gelişmeler, HSAB parametrelerinin hesaplanmasını daha erişilebilir hale getirmiştir. 2023-2024 yıllarındaki çalışmalar, B3LYP, ωB97XD ve M06-2X gibi hibrit fonksiyonellerin, kimyasal sertlik ve elektronegatiflik hesaplamalarında tutarlı sonuçlar verdiğini göstermiştir.[28]

Mulliken elektronegatifliği ve Parr-Pearson sertliği, sonlu farklar yaklaşımı ile hesaplanır ve kimyasal potansiyel şu şekilde ifade edilebilir:

μχM+ηPΔN

Burada χM Mulliken elektronegatifliği, ηP Parr-Pearson sertliği ve ΔN elektron sayısındaki değişimdir.[29]

Kavramsal DFT (Conceptual DFT - CDFT), HSAB prensibini daha geniş bir reaktivite tanımlayıcıları çerçevesine yerleştirmiştir. Fukui fonksiyonu (f(r)), lokal yumuşakluk (s(r)), dual tanımlayıcı (Δf(r)) ve yumuşaklık çekirdeği gibi lokal reaktivite indeksleri, moleküllerin bölgesel reaktivitesini anlamak için kullanılır.[30]

Fukui fonksiyonu şu şekilde tanımlanır:

f(r)=(ρ(r)N)v

Burada ρ(r) elektron yoğunluğudur. Elektrofilik atak için f, nükleofilik atak için f+ ve radikal atak için f0 tanımlanır. Bu fonksiyonlar, molekül üzerindeki reaktif bölgelerin belirlenmesinde rehberlik eder.

Güncel araştırmalar, makine öğrenmesi ile DFT hesaplamalarının birleştirilmesinin, HSAB parametrelerinin hızlı ve doğru tahminini sağladığını göstermiştir. Graf konvolüsyonel sinir ağları (GCN) kullanılarak 110,000’den fazla molekül için HOMO ve LUMO enerjileri hesaplanmış ve bu verilerle eğitilen modeller, nörokimyasalların reseptörlerle ilişkilerini HSAB çerçevesinde öngörebilmiştir.[31]

Kavramsal Analiz

Nizam, Gaye ve Sanat Analizi

HSAB ilkesinin açığa çıkardığı kimyasal düzen, sistematik ve hassas parametrelerle işleyen bir etkileşim ağını göstermektedir. Lewis asit ve bazlarının sertlik/yumuşaklık skalası üzerindeki konumlanışı, yük yoğunluğu, polarizebilite, orbital enerji seviyeleri gibi fiziksel büyüklüklerle belirlenirken; bu parametrelerin karşılıklı uyumu, stabil kimyasal yapıların oluşumunda kritik rol oynamaktadır.

Elektronik yapı parametrelerinin hassas dengelenmesi dikkat çekicidir. İyonizasyon potansiyeli (I) ve elektron ilgisi (A) arasındaki fark, kimyasal sertliği (η=IA2) belirlerken; bu iki terimin toplamı elektronegatifliği (χ=I+A2) vermektedir. Her iki kavram da, aynı iki temel parametrenin farklı kombinasyonlarından türetilmekte ve moleküler reaktiviteyi birbirini tamamlayıcı şekilde tanımlamaktadır. Bu matematiksel simetrinin, kimyasal etkileşimleri yönlendiren temel prensiplere işaret etmesi düşündürücüdür.

Sert-sert etkileşimlerde Coulomb yasasının (Eq1q2r) basitliği ile yumuşak-yumuşak etkileşimlerde orbital örtüşmesinin karmaşık kuantum mekaniksel tanımı arasındaki keskin ayrım, kimyasal bağlanmanın iki uç karakterini göstermektedir. Her iki tür etkileşimin de doğada yaygın ve kararlı yapılar üretmesi, farklı mekanizmaların aynı nihai amaca hizmet edecek şekilde tertip edildiğini gösterir. İyonik kristaller ile organometalik kompleksler, temel düzeyde farklı bağlanma mekanizmalarına dayansa da, benzer yapısal dayanıklılık ve işlevsellik sergilerler.

Koordinasyon kimyasında gözlenen tercihler, spesifik metal-ligand eşleşmelerinin tesadüfi olmadığını göstermektedir. Zirkonyum-fosfonat etkileşiminin zirkonyum-karboksilat etkileşiminden daha güçlü olması,[32] sadece deneysel bir gözlem değil, HSAB prensibiyle tutarlı bir sonuçtur. Bu tutarlılık, periyodik tablonun farklı bölgelerindeki elementler ve çeşitli ligand türleri için geçerlidir. Böylesine geniş kapsamlı bir sistematik düzenlenmenin mevcudiyeti, kimyasal etkileşimlerde işleyen temel prensiplerin evrenselliğini ortaya koymaktadır.

Biyokimyasal sistemlerde HSAB prensibinin tezahürü, özellikle dikkat çekicidir. Enzimlerin aktif bölgelerindeki metal merkezlerinin seçimi, substrat özgüllüğü ve katalitik mekanizma ile doğrudan ilişkilidir. Çinko içeren enzimlerin (Zn2+) sınır durumu karakteri sayesinde hem oksijen hem azot verici substratlarla etkileşime girebilmesi, bu enzimlerin çok yönlü katalitik aktivitesinin temelini oluşturur. Hemoglobinin demir merkezinin, porfirin azotlarına sıkı bağlanırken oksijen molekülünü geçici olarak koordine edebilecek şekilde düzenlenmesi, oksijen taşıma işlevini mümkün kılar. Bu metal-ligand etkileşimleri, hayati süreçlerin kesintisiz işleyişi için gerekli hassas ayarlanmışlığı sergilemektedir.

Toksikoloji alanındaki bulgular, aynı prensiplerin zararlı etkileşimleri de belirlediğini göstermektedir. Metilcıva (CH3Hg+) gibi yumuşak asitlerin, sinir sistemindeki sistein rezidülerine (yumuşak baz) yüksek seçicilikle bağlanması ve bu bağlanmanın ciddi nörotoksisiteye yol açması,[33] HSAB prensibinin biyolojik sonuçlar üzerindeki doğrudan etkisini göstermektedir. Bu seçicilik tesadüfi değildir; polarizebilite ve orbital etkileşimi parametreleri ile belirlenen sistematik bir etkileşimdir. Benzer şekilde, α,β-doymamış karbonillerin protein tiyol gruplarını hedeflemesi,[34] yumuşak-yumuşak etkileşimin kaçınılmaz sonucudur. Bu etkileşimlerin öngörülebilirliği, in silico toksisite tahminlerini mümkün kılar ve zararlı kimyasalların erken tespitinde pratik uygulamalar sunar.

Metal-organik kafes yapılarının tasarımında HSAB prensibinin rehberlik etmesi,[35] insan müdahalesi ile doğal prensiplerin uyumlu çalışmasına örnek oluşturur. Sert Zr4+ merkezlerinin sert fosfonat ligandları ile eşleştirilmesi, hidrolize karşı dirençli yapılar üretir. Bu tasarım stratejisi, doğadaki etkileşim tercihlerini taklit eder ve fonksiyonel malzemeler elde edilmesini sağlar. Böylece, temel kimyasal prensiplerin anlaşılması, hedeflenmiş özelliklere sahip yeni malzemelerin rasyonel tasarımını mümkün kılmaktadır.

Tüm bu gözlemler, kimyasal etkileşimlerin rastgele olmadığını, aksine sistematik prensipler ile yönetildiğini göstermektedir. Bu prensiplerin matematiksel formülasyonu, deneysel doğrulaması ve geniş uygulama alanları, kimyada işleyen düzenin kapsamlılığına işaret etmektedir.

İndirgemeci ve Materyalist Safsataların Eleştirisi

HSAB teorisi literatüründe sıklıkla karşılaşılan bir ifade tarzı, kimyasal türlerin kasıtlı tercihler yaptığını ima eden dildir. “Sert asitler sert bazları tercih eder”, “yumuşak asitler yumuşak bazları seçer” gibi ifadeler, fail atfı hataları içermektedir. Cansız kimyasal türlerin “tercih” veya “seçim” yapma kapasitesi yoktur; bunlar yalnızca enerjitik olarak elverişli konfigürasyonlarda meydana gelen etkileşimlerdir.

Daha hassas bir dil kullanımı şu olmalıdır: “Sert asitler ve sert bazlar arasında oluşan etkileşimler, yumuşak asitler ve sert bazlar arasındaki etkileşimlerden daha düşük sistem enerjisi ile sonuçlanır, dolayısıyla termodinamik olarak daha kararlı kompleksler meydana gelir.” Bu ifade, gözlenen tercihlerin enerjitik sonuçları olduğunu vurgular ve kasıt atfından kaçınır.

Kimyasal sertliğin tanımındaki bir diğer yanılsama, “sertlik” kavramının neden-sonuç ilişkisinde sebep olarak sunulmasıdır. “Yüksek sertlik, düşük polarizebiliteye neden olur” şeklindeki ifadeler yanlıştır. Sertlik, polarizebilite, iyonizasyon potansiyeli, elektron ilgisi gibi parametrelerin tümü, elektronik yapının farklı yansımalarıdır. Bunlar birbirinin nedeni değil, aynı temel yapının farklı tanımlarıdır. Daha doğru bir ifade: “Yüksek sertlik gösteren türler, aynı zamanda düşük polarizebilite sergilerler; her iki özellik de kompakt elektron bulutları ve yüksek iyonizasyon potansiyeli ile ilişkilidir.”

DFT çerçevesinde kimyasal sertliğin η=12(2EN2)v şeklinde tanımlanması, matematiksel bir betimlemedir, fiziksel bir mekanizma değildir. Bu türev, elektron sayısındaki değişime karşı sistemin enerji yanıtının eğriliğini ölçer. Ancak bu matematiksel tanımın, moleküllerin davranışını “açıkladığı” şeklinde yorumlanması hatalıdır. Tanım, gözlemlenen davranışı özetleyen bir formülasyon sunar; ancak “neden” sorusuna yanıt vermez.

HSAB ilkesinin “açıklayıcı gücü” ile ilgili abartılı iddiaların eleştirilmesi gerekir. İlke, hangi etkileşimlerin tercih edileceğini öngörür ancak “neden” sorusuna derinlemesine yanıt vermez. “Yumuşak-yumuşak etkileşimler, orbital örtüşmesi sayesinde kararlıdır” ifadesi, orbital örtüşmesini açıklayıcı bir neden olarak sunar. Oysa orbital örtüşmesi, kuantum mekaniksel dalga fonksiyonlarının uzaysal dağılımının bir sonucudur ve bu dağılım Schrödinger denkleminin çözümünden elde edilir. Schrödinger denklemi ise, sistemin fiziksel durumunu betimleyen bir diferansiyel denklemdir; “neden” bu dalga fonksiyonlarının belirli bir formu aldığı sorusu, denklemin kapsamı dışındadır.

“Enerji minimizasyonu prensibi” sıklıkla açıklayıcı bir ilke gibi sunulur: “Sistemler en düşük enerji durumuna ulaşmaya çalışır.” Bu ifade, iki hata içerir. Birincisi, sistemlerin “çalıştığı” veya “çabaladığı” fikri, kasıt atfıdır. İkincisi, enerji minimizasyonu, sistemlerin neden termodinamik dengede belirli bir konfigürasyonda olduğunu betimler, ancak “neden” en düşük enerji durumunun bu olduğu sorusuna yanıt vermez. Daha doğru ifade: “Termodinamik dengede, sistemler minimum serbest enerji durumunda gözlemlenir; bu durum, Boltzmann dağılımı ile tanımlanır ve en olası mikroskopik konfigürasyonları yansıtır.”

Ambident nükleofillerle ilgili HSAB uygulamasındaki başarısızlık,[36] ilkenin sınırlarını göstermektedir. Siyanür iyonunun (CN) C veya N ucundan saldırması, HSAB ile tutarlı öngörülerde bulunulamayan bir durumdur. Belirleyici faktörün, reaksiyon mekanizması ve kinetik bariyerler olduğu gösterilmiştir. Bu, HSAB’ın yalnızca termodinamik tercihleri öngördüğünü ve kinetik kontrollü reaksiyonlarda yetersiz kaldığını ortaya koyar. İlkenin evrensel bir açıklama aracı olarak sunulması yerine, uygulanabilirlik sınırlarının belirtilmesi gerekir.

Berilyum (Be2+) anomalisi, HSAB sınıflandırmasındaki başka bir problemdir.[37] Pearson-Klopman HSAB modeline göre, Be2+ küçük boyutu ve yüksek yük yoğunluğu nedeniyle en sert asit olmalı ve iyonik bileşikler oluşturmalıdır. Ancak BeCl2 kovalent karakterdedir ve organik çözücülerde çözünür. Bu, “yük/yarıçap” kuralının her durumda geçerli olmadığını gösterir. Açıklama şudur: Be2+ çok küçük ve çok yüklü olduğu için, elektron bulutlarını kendine doğru çekerek kuazi-kovalent yapılar oluşturur. Ancak bu “açıklama” da betimleyicidir; neden bu özel durumda kovalent karakterin baskın olduğu, kuantum mekaniksel hesaplamalarla gösterilebilir ancak yine de “neden” sorusuna tam yanıt verilmez.

Sonuç olarak, HSAB teorisi değerli bir sınıflandırma ve öngörü aracıdır, ancak kimyasal etkileşimlerin temel nedenlerini açıklayan bir mekanizma değildir. Gözlemlenen tercihleri sistematikleştiren betimsel bir çerçevedir. İlkenin sınırları ve uygulanamadığı durumlar (ambident nükleofiller, berilyum anomalisi, kinetik kontrollü reaksiyonlar) açıkça belirtilmelidir.

Hammadde ve Sanat Ayrımı Analizi

Atomlar ve moleküller arasındaki fark, HSAB bağlamında belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bir demir atomu (Fe) tek başına sert veya yumuşak olarak sınıflandırılamaz; ancak Fe2+ ve Fe3+ iyonları farklı sertlik değerleri gösterir. Fe2+ sınır durumunda, Fe3+ ise sert olarak sınıflandırılır. Bu ayrım, yük durumunun ve koordinasyon ortamının sebep olduğu bir özelliktir, yalın atomda mevcut değildir.

Benzer şekilde, bir sülfür atomu (S) izole halde yumuşak baz karakteri göstermez; ancak sülfür içeren fonksiyonel gruplar (tiyol SH, tiyoeter S, tiyolat S) yumuşak baz özellikleri sergiler. Tiyolat anyonunun (RS) metilcıva (CH3Hg+) ile güçlü etkileşimi,[38] izole sülfür atomunun bir özelliği değil, organik molekül içindeki konumlanışının ve elektronik ortamının sonucudur.

Bir Lewis asit-baz kompleksi oluştuğunda, oluşan yapı bileşenlerinin basit toplamından farklı özellikler sergiler. BF3 (sert asit) ve NH3 (sert baz) arasında oluşan H3N:BF3 kompleksi, yeni bir geometri (tetrahedral BF3 yerine distorsiyonlu tetrahedra), yeni bir dipol moment ve yeni bir titreşim spektrumu gösterir. Bu özellikler, bileşenlerde ayrı ayrı mevcut değildir.

Metal-ligand komplekslerinde bu durum daha belirgindir. Fe2+ iyonu ve porfirinIn azotları birleştiğinde, hem-b grubu oluşur. Bu yapı, oksijen bağlama yeteneği gösterir - ne Fe2+ tek başına ne de porfirin molekülü bu işlevi yerine getirebilir. Hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesi, kompleksin bir özelliğidir, bileşenlerinin toplamı değildir.

Cisplatin (cis[Pt(NH3)2Cl2]) molekülü, DNA çapraz bağlama ve anti-kanser aktivite gösterir. Ne Pt2+, ne NH3 ne de Cl bu aktiviteye tek başına sahip değildir. Kompleksin spesifik geometrisi (cis izomeri), ligand ayrılma kinetiği ve DNA nükleofillerine karşı reaktivitesi, bütünün ortaya çıkan özellikleridir.[39]

HSAB bağlamında daha çarpıcı bir örnek, yumuşak asit-yumuşak baz etkileşimlerinde gözlenen kooperatif stabilizasyondur. Bir yumuşak metal merkezine (örneğin Pt2+) yumuşak ligandlar (örneğin fosfinler PR3) koordine edildiğinde, her ek ligand metal merkezinin HOMO-LUMO enerji farkını değiştirir ve sonraki ligand bağlanma olayını etkiler. Bu, chelate etkisi ve trans etkisi gibi fenomenlerde görülür. Birinci ligandın bağlanması, ikincinin bağlanmasını kolaylaştırabilir veya zorlaştırabilir - bu bir kooperatif etkidir ve izole bileşenlerde mevcut olmayan bir özelliktir.

Metal-organik kafes (MOF) yapılarında, metal düğüm noktaları ile organik bağlayıcılar arasındaki etkileşimler,[40] gözenekli kristal yapılar oluşturur. Bu yapıların gaz adsorpsiyon kapasitesi, katalitik aktivitesi ve ayırma performansı, ne metal merkezlerinde ne de organik ligandlarda tek başına bulunur. Kafes mimarisinin düzenlenmesi, spesifik gözenek boyutları ve işlevsel grupların uzaysal dağılımı, ancak kompleks bütünde tezahür eden özelliklerdir.

Enzimlerin aktif bölgelerindeki metal merkezleri, bu prensibi biyolojik ölçekte gösterir. Çinko içeren karbonik anhidraz enziminde, Zn2+ üç histidin rezidüsü ve bir su molekülü ile koordine edilir. Bu düzenleme, CO2’nin HCO3’ye dönüşümünü katalizler. Katalitik aktivite, metal iyonunun, ligandların ve protein iskeletinin spesifik uzaysal düzenlenmesinden kaynaklanır. Zn2+ tek başına bu reaksiyonu katalize etmez; proteinli olmayan ligandlar da etkisizdir. Katalitik işlev, hassas bir şekilde tertip edilmiş bütünün özelliğidir.

Toksikolojide, metilcıvanın (CH3Hg+) nörotoksisitesi,[41] izole Hg2+ veya metil gruplarının bireysel özellikleri ile açıklanamaz. Metilcıva bileşiğinin lipofilikliği, kan-beyin bariyerini geçmesini sağlar; yumuşak asit karakteri, sistein rezidülerine seçici bağlanmasını mümkün kılar; metil grubunun varlığı, organik dokulardaki solubiliteyi artırır. Bu özelliklerin kombinasyonu, spesifik toksik etkiye yol açar ve ancak bütünde mevcuttur.

Özetlemek gerekirse, HSAB ilkesinin tanımladığı etkileşimler, yalın atomların veya iyonların özelliklerinden çıkarsanamaz. Kompleks yapıların oluşumuyla birlikte, yeni katalitik yetenekler, bağlanma seçicilikleri, yapısal dayanıklılıklar ve biyolojik aktiviteler ortaya çıkar. Bu, hammadde (atomlar, iyonlar) ile onlardan inşa edilen sanat eserleri (kompleksler, enzimler, MOF’lar) arasındaki temel ayrımı göstermektedir. Bileşenlerin basit toplamı, bütünün özelliklerini belirlemeye yetmez; spesifik düzenleme, geometri ve etkileşim ağı kritik öneme sahiptir.

Sonuç

HSAB ilkesi, Lewis asit-baz etkileşimlerini sertlik ve yumuşaklık parametreleri üzerinden sistematikleştiren, geniş uygulama alanına sahip bir kavramsal çerçevedir. İlkenin temel prensibi - sert türlerin sert türlerle, yumuşak türlerin yumuşak türlerle etkileşime girdiği - koordinasyon kimyasından toksikolojiye, çevre kimyasından ilaç tasarımına kadar pek çok alanda deneysel olarak doğrulanmıştır.

Teorinin matematiksel formülasyonu, özellikle Pearson ve Parr’ın Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi çerçevesindeki tanımlamaları (η=IA2), kimyasal sertliği nicel bir parametreye dönüştürmüştür. DFT hesaplamaları ile HOMO-LUMO enerji farklarından elde edilen sertlik ve yumuşaklık değerleri, deneysel gözlemlerle tutarlılık göstermekte ve reaktivite öngörülerinde pratik bir araç sunmaktadır.

Güncel araştırmalar, HSAB prensibinin ileri malzeme tasarımından nörotoksisite tahminlerine kadar genişleyen uygulamalarını göstermektedir. Metal-organik kafes yapılarının tasarımında sert-sert eşleşmelerin hidrolik dayanıklılık sağlaması,[42] toksik elektrofillerin yumuşak biyolojik hedeflere seçici bağlanmasının in silico öngörülmesi,[43] geçiş metal komplekslerinin ilaç olarak optimizasyonu[44] ve çevresel metal türlerinin davranışının anlaşılması,[45] teorinin çağdaş kimyadaki önemini ortaya koymaktadır.

HSAB ilkesinin ortaya koyduğu sistematik düzen, kimyasal etkileşimlerin rastgele olmadığını, aksine elektronik yapı parametrelerince belirlenen tercihler doğrultusunda gerçekleştiğini göstermektedir. Sertlik ve yumuşaklık kavramlarının matematiksel tanımları, polarizebilite, iyonizasyon potansiyeli ve orbital enerji seviyeleri gibi ölçülebilir büyüklüklerle ifade edilmekte ve bu parametrelerin karşılıklı uyumu, kararlı moleküler yapıların oluşumunu sağlamaktadır.

Teorinin sınırları da açıktır: ambident nükleofillerle ilgili öngörülerdeki zayıflık, berilyum gibi istisnai durumlar ve kinetik kontrollü reaksiyonlardaki yetersizlik, HSAB’ın evrensel bir açıklama aracı olmadığını göstermektedir. İlke, termodinamik tercihleri sistematikleştiren betimsel bir çerçevedir ve uygulanabilirlik koşullarının dikkate alınması gerekir.

Atom ve moleküller arasındaki ayrım, HSAB bağlamında belirgin bir şekilde tezahür etmektedir. İzole atomlarda bulunmayan özellikler (katalitik aktivite, oksijen taşıma kapasitesi, spesifik bağlanma seçiciliği, toksik etki), koordinasyon komplekslerinde ve biyomoleküllerde ortaya çıkmaktadır. Bu, hammadde ile onlardan inşa edilen işlevsel yapılar arasındaki temel farkı göstermektedir.

Deliller ışığında, HSAB teorisinin kimyasal etkileşimlerdeki düzeni başarıyla tanımladığı, bu tercihlerin temelinde fizikokimyasal parametrelerin sistematik etkileşimlerinin yattığı ve teorinin çeşitli bilimsel ve teknolojik uygulamalarda rehberlik eden bir araç olduğu açıktır. Sistemin işleyişindeki hassas dengelerin, bileşenlerin spesifik düzenlenmesinin ve bütünde ortaya çıkan özelliklerin nasıl ve neden bu şekilde tezahür ettiği sorusunun yanıtı(tasarım argümanı), nihai karar olarak okuyucunun kendi aklına ve vicdanına bırakılmaktadır.

Kaynakça

  1. Pearson, R. G. (1963). Hard and soft acids and bases. Journal of the American Chemical Society, 85(22), 3533-3539. https://doi.org/10.1021/ja00905a001
  2. Parr, R. G., & Pearson, R. G. (1983). Absolute hardness: companion parameter to absolute electronegativity. Journal of the American Chemical Society, 105(26), 7512-7516. https://doi.org/10.1021/ja00364a005
  3. Johnson, B. A., et al. (2023). Back to the Basics: Developing Advanced Metal–Organic Frameworks Using Fundamental Chemistry Concepts. ACS Nanoscience Au, 3(1), 1-17. https://doi.org/10.1021/acsnanoscienceau.2c00046
  4. Allen, T. E. H., Goodman, J. M., Gutsell, S., & Russell, P. J. (2020). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory as a Method to Predict Cumulative Neurotoxicity. International Journal of Toxicology, 39(4), 300-311.
  5. Dahle, J. T., & Arai, Y. (2015). Environmental Geochemistry of Cerium: Applications and Toxicology of Cerium Oxide Nanoparticles. International Journal of Environmental Research and Public Health, 12(2), 1253-1278.
  6. Karpov, K. V., Mitrofanov, A. A., & Kalmykov, S. N. (2025). On F-Element Extractant Design Using HSAB Theory. Inorganic Chemistry, 64(24), 11925-11930. https://doi.org/10.1021/acs.inorgchem.4c05357
  7. Pearson, R. G. (1963). Hard and soft acids and bases. Journal of the American Chemical Society, 85(22), 3533-3539. https://doi.org/10.1021/ja00905a001
  8. Parr, R. G., & Pearson, R. G. (1983). Absolute hardness: companion parameter to absolute electronegativity. Journal of the American Chemical Society, 105(26), 7512-7516. https://doi.org/10.1021/ja00364a005
  9. Zhang, G., & Musgrave, C. B. (2007). Ionization Potential, Electron Affinity, Electronegativity, Hardness, and Electron Excitation Energy: Molecular Properties from Density Functional Theory Orbital Energies. The Journal of Physical Chemistry A, 111(8), 1554-1561. https://doi.org/10.1021/jp0225774
  10. Parr, R. G., Szentpály, L. v., & Liu, S. (1999). Electrophilicity Index. Journal of the American Chemical Society, 121(9), 1922-1924. https://doi.org/10.1021/ja983494x
  11. Allen, T. E. H., Goodman, J. M., Gutsell, S., & Russell, P. J. (2020). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory as a Method to Predict Cumulative Neurotoxicity. International Journal of Toxicology, 39(4), 300-311.
  12. Klopman, G. (1968). Chemical reactivity and the concept of charge- and frontier-controlled reactions. Journal of the American Chemical Society, 90(2), 223-234. https://doi.org/10.1021/ja01004a002
  13. Irving, H., & Williams, R. J. P. (1953). The stability of transition-metal complexes. Journal of the Chemical Society, 3192-3210. https://doi.org/10.1039/JR9530003192
  14. Johnson, B. A., et al. (2023). Back to the Basics: Developing Advanced Metal–Organic Frameworks Using Fundamental Chemistry Concepts. ACS Nanoscience Au, 3(1), 1-17. https://doi.org/10.1021/acsnanoscienceau.2c00046
  15. LoPachin, R. M., Gavin, T., Petersen, D. R., & Barber, D. S. (2009). Molecular Mechanisms of 4-Hydroxy-2-nonenal and Acrolein Toxicity: Nucleophilic Targets and Adduct Formation. Chemical Research in Toxicology, 22(9), 1499-1508. https://doi.org/10.1021/tx900147g
  16. Allen, T. E. H., Goodman, J. M., Gutsell, S., & Russell, P. J. (2020). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory as a Method to Predict Cumulative Neurotoxicity. International Journal of Toxicology, 39(4), 300-311.
  17. LoPachin, R. M., & Gavin, T. (2012). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory to Toxicant–Target Interactions. Chemical Research in Toxicology, 25(2), 239-251. https://doi.org/10.1021/tx2003257
  18. Allen, T. E. H., Goodman, J. M., Gutsell, S., & Russell, P. J. (2020). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory as a Method to Predict Cumulative Neurotoxicity. International Journal of Toxicology, 39(4), 300-311.
  19. Dahle, J. T., & Arai, Y. (2015). Environmental Geochemistry of Cerium: Applications and Toxicology of Cerium Oxide Nanoparticles. International Journal of Environmental Research and Public Health, 12(2), 1253-1278.
  20. Yong, P., Rowson, N. A., Farr, J. P. G., Harris, I. R., & Macaskie, L. E. (2002). Bioreduction and biocrystallization of palladium by Desulfovibrio desulfuricans NCIMB 8307. Biotechnology and Bioengineering, 80(4), 369-379.
  21. Johnson, B. A., et al. (2023). Back to the Basics: Developing Advanced Metal–Organic Frameworks Using Fundamental Chemistry Concepts. ACS Nanoscience Au, 3(1), 1-17. https://doi.org/10.1021/acsnanoscienceau.2c00046
  22. Karpov, K. V., Mitrofanov, A. A., & Kalmykov, S. N. (2025). On F-Element Extractant Design Using HSAB Theory. Inorganic Chemistry, 64(24), 11925-11930. https://doi.org/10.1021/acs.inorgchem.4c05357
  23. Karpov, K. V., Mitrofanov, A. A., & Kalmykov, S. N. (2025). On F-Element Extractant Design Using HSAB Theory. Inorganic Chemistry, 64(24), 11925-11930. https://doi.org/10.1021/acs.inorgchem.4c05357
  24. Khajavian, M., Kaviani, S., Piyanzina, I., Tayurskii, D. A., Nedopekin, O. V., Sillanpää, M., & Vatanpour, V. (2023). Single and binary heavy metal adsorption using alginic acid structure: Experimental and density functional theory investigations. Journal of Water Process Engineering, 54, 103996.
  25. Eze, U. N., et al. (2024). Coordination‐induced bond activation by low‐valent titanium complexes. Dalton Transactions, 53, 2413-2428. https://doi.org/10.1039/D3DT03434E
  26. Sinha, N., et al. (2024). Application of first-row transition metal complexes bearing 1,2,3-triazolylidene ligands in catalysis and beyond. Dalton Transactions, 53, 9876-9906.
  27. Kornblum, N., Smiley, R. A., Blackwood, R. K., & Iffland, D. C. (1955). The Mechanism of the Reaction of Silver Nitrite with Alkyl Halides. The Contrasting Reactions of Silver and Alkali Metal Salts with Alkyl Halides. The Alkylation of Ambident Anions. Journal of the American Chemical Society, 77(23), 6269-6280.
  28. Kar, R., & Choudhuri, J. R. (2023). With the advancement of artificial intelligence-embedded methodologies for predicting chemical hardness in neurochemicals. Journal of Chemical Information and Modeling, 63(12), 3874-3885.
  29. Roos, G., & Geerlings, P. (2022). Electronegativity Equilibration. The Journal of Physical Chemistry A, 126(48), 9047-9064. https://doi.org/10.1021/acs.jpca.2c03814
  30. Geerlings, P., Chamorro, E., Chattaraj, P. K., De Proft, F., Gázquez, J. L., Liu, S., … & Ayers, P. W. (2020). Conceptual density functional theory: status, prospects, issues. Theoretical Chemistry Accounts, 139(2), 1-18.
  31. Kar, R., & Choudhuri, J. R. (2023). With the advancement of artificial intelligence-embedded methodologies for predicting chemical hardness in neurochemicals. Journal of Chemical Information and Modeling, 63(12), 3874-3885.
  32. Johnson, B. A., et al. (2023). Back to the Basics: Developing Advanced Metal–Organic Frameworks Using Fundamental Chemistry Concepts. ACS Nanoscience Au, 3(1), 1-17. https://doi.org/10.1021/acsnanoscienceau.2c00046
  33. LoPachin, R. M., & Gavin, T. (2012). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory to Toxicant–Target Interactions. Chemical Research in Toxicology, 25(2), 239-251. https://doi.org/10.1021/tx2003257
  34. Allen, T. E. H., Goodman, J. M., Gutsell, S., & Russell, P. J. (2020). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory as a Method to Predict Cumulative Neurotoxicity. International Journal of Toxicology, 39(4), 300-311.
  35. Johnson, B. A., et al. (2023). Back to the Basics: Developing Advanced Metal–Organic Frameworks Using Fundamental Chemistry Concepts. ACS Nanoscience Au, 3(1), 1-17. https://doi.org/10.1021/acsnanoscienceau.2c00046
  36. Kornblum, N., Smiley, R. A., Blackwood, R. K., & Iffland, D. C. (1955). The Mechanism of the Reaction of Silver Nitrite with Alkyl Halides. The Contrasting Reactions of Silver and Alkali Metal Salts with Alkyl Halides. The Alkylation of Ambident Anions. Journal of the American Chemical Society, 77(23), 6269-6280.
  37. Hancock, R. D., & Martell, A. E. (2017). Natural Indices for the Chemical Hardness/Softness of Metal Cations and Ligands. ACS Omega, 2(9), 6363-6371. https://doi.org/10.1021/acsomega.7b01039
  38. LoPachin, R. M., & Gavin, T. (2012). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory to Toxicant–Target Interactions. Chemical Research in Toxicology, 25(2), 239-251. https://doi.org/10.1021/tx2003257
  39. Karpov, K. V., Mitrofanov, A. A., & Kalmykov, S. N. (2025). On F-Element Extractant Design Using HSAB Theory. Inorganic Chemistry, 64(24), 11925-11930. https://doi.org/10.1021/acs.inorgchem.4c05357
  40. Johnson, B. A., et al. (2023). Back to the Basics: Developing Advanced Metal–Organic Frameworks Using Fundamental Chemistry Concepts. ACS Nanoscience Au, 3(1), 1-17. https://doi.org/10.1021/acsnanoscienceau.2c00046
  41. LoPachin, R. M., & Gavin, T. (2012). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory to Toxicant–Target Interactions. Chemical Research in Toxicology, 25(2), 239-251. https://doi.org/10.1021/tx2003257
  42. Johnson, B. A., et al. (2023). Back to the Basics: Developing Advanced Metal–Organic Frameworks Using Fundamental Chemistry Concepts. ACS Nanoscience Au, 3(1), 1-17. https://doi.org/10.1021/acsnanoscienceau.2c00046
  43. Allen, T. E. H., Goodman, J. M., Gutsell, S., & Russell, P. J. (2020). Application of the Hard and Soft, Acids and Bases (HSAB) Theory as a Method to Predict Cumulative Neurotoxicity. International Journal of Toxicology, 39(4), 300-311.
  44. Karpov, K. V., Mitrofanov, A. A., & Kalmykov, S. N. (2025). On F-Element Extractant Design Using HSAB Theory. Inorganic Chemistry, 64(24), 11925-11930. https://doi.org/10.1021/acs.inorgchem.4c05357
  45. Dahle, J. T., & Arai, Y. (2015). Environmental Geochemistry of Cerium: Applications and Toxicology of Cerium Oxide Nanoparticles. International Journal of Environmental Research and Public Health, 12(2), 1253-1278.