İçeriğe atla

Fiziksel ve Kimyasal Adsorpsiyon Farkları

Teradigma sitesinden
02.01, 3 Temmuz 2026 tarihinde TikipediBot (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 1539 numaralı sürüm (Makale yüklendi.)
(fark) ← Önceki sürüm | Güncel sürüm (fark) | Sonraki sürüm → (fark)

Adsorpsiyon: Fiziksel ve Kimyasal Yüzey Etkileşimlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi

Yüzeyler, gaz ve sıvı fazındaki molekülleri tutma kapasiteleri bakımından son derece dikkat çekici bir işlevsellik sergiler. Adsorpsiyon olarak adlandırılan bu süreç; bir yüzeyde (adsorban) dış fazdan gelen moleküllerin (adsorbat) birikmesiyle meydana gelir ve iki temel mekanizma üzerinden gerçekleşir: van der Waals kuvvetlerinin hâkim olduğu fiziksel adsorpsiyon (fizisorbsiyon) ve kimyasal bağların oluştuğu kimyasal adsorpsiyon (kemisorbsiyon). Bu iki süreç arasındaki enerji, özgüllük ve geri dönüşülebilirlik farkları, katalizden depolama teknolojilerine, çevre mühendisliğinden malzeme bilimi uygulamalarına kadar pek çok alanın temel tasarım parametrelerini belirlemektedir.[1]


1. Temel Kavramlar ve Mekanizmalar

1.1 Adsorpsiyonun Termodinamiği

Adsorpsiyon, genel olarak ekzotermik bir süreçtir; çünkü yüzeyde moleküler düzende artış meydana gelir. Serbest enerji değişimi Gibbs denklemi çerçevesinde ifade edilir:

ΔGads=ΔHadsTΔSads

Adsorpsiyon sürecinde entropi değişimi (ΔSads) negatiftir; zira gaz fazındaki moleküller yüzeye bağlanarak serbestlik derecelerini yitirir. Sürecin kendiliğinden gerçekleşebilmesi için (ΔGads<0) entalpi teriminin (ΔHads) yeterince negatif olması zorunludur. Bu termodinamik kısıt, fizisorbsiyon ve kemisorbsiyon arasındaki farkların en açık biçimde gözlemlendiği parametrelerden birini oluşturur.[2]

1.2 Fiziksel Adsorpsiyon (Fizisorbsiyon)

Fizisorbsiyon; adsorbat molekülleri ile adsorban yüzeyi arasında van der Waals etkileşimlerinin hâkim olduğu, geri dönüşümlü bir süreçtir. Bu etkileşimler, hem apolar (London dispersiyon) hem de polar sistemlerde (Debye ve Keesom) gözlemlenen genel kısa menzilli çekimlerdir. Elektronik yapıda anlamlı bir değişim meydana gelmez; adsorbat molekülü kimliğini korur.

Fizisorbsiyona ilişkin temel özellikler şöyle sıralanabilir:

  • Adsorpsiyon entalpisi: 5 ile 40 kJ mol1 aralığında kalır; yoğunlaşma ısısıyla kıyaslanabilir düzeydedir.[3]
  • Çok katmanlı birikim: Van der Waals kuvvetleri yönlü olmadığından, yüzeyi kaplayan ilk katman üzerine ilave katmanlar oluşabilir.
  • Düşük özgüllük: Hemen her adsorbat-adsorban çifti için fizisorbsiyon gözlemlenebilir; belirli kimyasal uyumluluk aranmaz.
  • Hız: Aktivasyon enerjisi bulunmadığından denge genellikle hızla kurulur.
  • Sıcaklık bağımlılığı: Sıcaklık artışıyla adsorbat yüzeyden ayrılır; düşük sıcaklıklar fizisorbsiyonu destekler.

Potansiyel enerji eğrisi bakımından, bir molekül yüzeye yaklaştığında önce uzun menzilli çekimle bir minimum noktaya ulaşır; bu minimum fizisorbsiyon kuyusuna karşılık gelir. Yüzey ile adsorbat arasındaki denge mesafesi (dph) genellikle 35 Å mertebesindedir.[4]

Ephys(d)=C6d6+C12d12

Bu Lennard-Jones ifadesindeki çekici terim uzun menzilli dispersiyonu, itici terim ise çakışma üzerine ortaya çıkan çok gövdeli kuvvetleri temsil eder.

1.3 Kimyasal Adsorpsiyon (Kemisorbsiyon)

Kemisorbsiyon; adsorbat ile yüzey atomları arasında kovalent, iyonik veya koordinasyon bağlarının oluştuğu, çoğu zaman geri dönüşümsüz bir süreçtir. Elektronik yapı köklü biçimde değişir; adsorbat molekülü parçalanabilir ya da yeniden düzenlenebilir. Örneğin, hidrojen molekülünün metal yüzeylere kemisorbsiyonunda HH bağı kırılır ve iki ayrı H atomu yüzeye bağlanır.[5]

Kemisorbsiyonun temel özellikleri:

  • Adsorpsiyon entalpisi: 40 ile 400 kJ mol1 aralığında yer alır; kimyasal reaksiyon ısılarıyla kıyaslanabilir.[6]
  • Tek katmanlı birikim (monolayer): Güçlü ve yönlü bağlar nedeniyle yalnızca yüzey atom katmanıyla etkileşim gerçekleşir; çok katmanlı birikim mümkün değildir.
  • Yüksek özgüllük: Kemisorbsiyon, belirli adsorbat-adsorban çiftlerine özgüdür; elektronik uyumluluk zorunludur.
  • Aktivasyon enerjisi: Birçok kemisorbsiyon sürecinde enerji bariyeri aşılması gerekmektedir; bu durum süreci sıcaklığa duyarlı kılar.
  • Gibbs serbest enerjisi eşiği: ΔGads<40 kJ mol1 değerleri kemisorbsiyon bölgesini tanımlar.[7]

1.4 Potansiyel Enerji Diyagramı: İki Mekanizmanın Ortak Çerçevesi

Bir H2 molekülünün metal yüzeye yaklaşımı, iki mekanizma arasındaki ilişkiyi berrak biçimde ortaya koyar. Molekül önce fizisorbsiyon çukuruna düşer (10 kJ mol1); buradan doğrudan ya da bir geçiş bariyeri üzerinden dissosiyatif kemisorbsiyon kuyusuna geçiş gerçekleşebilir. Bu geçiş bariyerinin boyutu, kimisorbsiyon sürecinin ne ölçüde aktive olduğunu belirler:

H2fizisorbsiyonH2*Ea2H*

Alkantiollerin Au(111) yüzeyi üzerindeki davranışı bu geçişi deneysel olarak belgeleyen önemli bir örnektir. Fizisorbsiyon entalpisi yoğunlaşma ısısının %20 üzerinde ölçülürken, kemisorbsiyon entalpisi 126 kJ mol1 düzeyinde bulunmuştur ve alkil zinciri uzunluğundan bağımsız kaldığı gözlemlenmiştir.[8]


2. Adsorpsiyon İzotermleri ve Nicel Tanımlama

2.1 Langmuir İzotermi

Langmuir modeli, tek katmanlı adsorpsiyon için geliştirilmiş temel yaklaşımdır. Model, enerjice eşdeğer ve birbirinden bağımsız adsorpsiyon merkezleri, adsorban-adsorbat lateral etkileşiminin yokluğu ve birikim kapasitesinin monolayer ile sınırlı olduğu varsayımlarına dayanır:

θ=KLP1+KLP

Burada θ yüzey doluluk oranını, KL Langmuir denge sabitini, P ise basıncı (ya da konsantrasyonu) temsil eder. Kemisorbsiyonu tanımlamada yaygın biçimde kullanılan bu ifade, düşük basınçlarda Henry yasasına dönüşür. 2024 yılında gerçekleştirilen teorik çalışmalar, Langmuir modelinin küçük sistemlerde önemli sapmalar verdiğini; adsorpsiyon enerjisi 30 kJ mol1 değerini aştığında nispi sapmanın hızla büyüdüğünü ortaya koymuştur.[9]

2.2 BET İzotermi

Brunauer-Emmett-Teller (BET) teorisi, çok katmanlı fizisorbsiyonu tanımlamak üzere geliştirilmiştir:

PV(P0P)=1VmC+C1VmCPP0

Denklemde Vm monolayer hacmini, C ise birinci ve sonraki katmanlar arasındaki adsorpsiyon enerjisi farkını yansıtan boyutsuz sabiti gösterir. BET analizi, N2 gazı ile gerçekleştirilen ölçümlerde adsorbanın özgül yüzey alanını hesaplamak için standart yöntem haline gelmiştir. 2023 yılında Shimizu ve Matubayasi, BET ve Langmuir modellerinin temel kabullerinin gerçek malzemeler için sıklıkla kırıldığını ve yeni istatistiksel termodinamik dalgalanma teorisinin bu ilkel modellerin özel halleri olarak türetilebileceğini göstermiştir.[10]

2.3 İzotermler IUPAC Sınıflandırması

IUPAC, adsorpsiyon izotermlerini altı tipe ayırır:

Tip Adsorpsiyon Türü Yüzey/Gözenek Yapısı
I Kemisorbsiyon veya mikrogözenekli fizisorbsiyon Monolayer, mikrogözenekli
II Çok katmanlı fizisorbsiyon Makrogözeneksiz ya da makrogözenekli
III Zayıf adsorbat-adsorban etkileşimi Çok katmanlı, zayıf etkileşim
IV Mezo-gözenekli çok katmanlı Histerez döngüsü
V Zayıf etkileşimli mezo-gözenek Gözenek dolumu
VI Adım adım katman oluşumu Türdeş olmayan yüzeyler

Tip I izotermleri monolayer birikim sınırını yansıtır ve kemisorbsiyonun nicel tanımlamasında referans alınır; oysa Tip II ve III izotermleri fizisorbsiyon kaynaklı çok katmanlı yapılanmayı belgeler.[11]


3. Güncel Araştırmalardan Bulgular

3.1 Metal-Organik Çerçeveler ve İkili Adsorpsiyon Rejimi

Metal-organik çerçeveler (MOF), son on yılda adsorpsiyon araştırmalarının odak noktası haline gelmiştir. Bu kristal gözenekli malzemelerin BET yüzey alanları 6000 m2 g1’ı aşabilmekte; hidrojen, metan ve CO2 depolama uygulamalarında benzersiz fırsatlar sunmaktadır.[12]

2024 yılında yayımlanan kapsamlı bir incelemede, MOF’larda tipik fizisorbsiyon adsorpsiyon ısısının (4 ile 7 kJ mol1) oda sıcaklığında yeterli hidrojen tutulumu için yetersiz olduğu saptanmıştır; pratik uygulamalar için 15 ile 25 kJ mol1 aralığı hedeflenmektedir.[13] Alkali metal katkısı ve açık metal merkezlerinin oluşturulması, adsorpsiyon entalpilerini fizisorbsiyon bölgesinden kemisorbsiyon eşiğine doğru kaydırmak amacıyla araştırılmaktadır. Li katkılı aromatik gözenekli MOF’larda hidrojen alım kapasitesinin 0.51.0 wt%’den 25 wt%’e çıktığı raporlanmıştır.[14]

Mg@SNU-90′ kompozit malzemesinde MOF iskeletinin fizisorbsiyon, Mg nanopartiküllerin ise kemisorbsiyon işlevi gördüğü tespit edilmiştir. Bu sinerjistik düzenleme sayesinde depolama kapasitesinin 7.5 wt%’e eriştiği, sistemin teorik sınıra (7.6 wt%) yakınsadığı gözlemlenmiştir.[15]

3.2 Langmuir Modelinin Sınırları Üzerine Güncel Tartışmalar

2024 tarihli bir çalışma, klasik Langmuir modelinin küçük sistemlerde, özellikle adsorpsiyon enerjisi yüksek olduğunda (>30 kJ mol1) ciddi sapmalar verdiğini kanıtlamıştır. İstatistiksel mekanik çerçevede büyük kanonik topluluktan türetilen model, yalnızca makroskopik sınırda (NA,NS) standart Langmuir ifadesine dönüşmektedir.[16] Bu bulgu, nanometre ölçeğindeki kataliz ve biyosensör uygulamalarında veri yorumlarında dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekmektedir.

Aynı dönemde Shimizu ve Matubayasi, Langmuir ve BET modellerini birleştiren istatistiksel termodinamik dalgalanma teorisine dayalı yeni bir ABC izotermi geliştirmiş; bu modelin her iki ilkel modeli özel hal olarak içerdiğini ve yüzey-adsorbat moleküler dağılım fonksiyonlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermiştir.[17]

3.3 Çok Bileşenli Adsorpsiyon Modellemesi

Gerçek sistemler genellikle birden fazla kirletici içerir. 2024 yılında Langmuir dergisinde yayımlanan çalışmada, mevcut çok bileşenli izotermler (genişletilmiş Langmuir, ideal adsorbe çözelti teorisi vb.) yüzey heterojenliğini yeterince yansıtmadığından yeni JAMM çerçevesi geliştirilmiştir. Bu model; bileşen arasındaki etkileşim katsayısı, mol kesri, afinite faktörü ve heterojenlik indeksini eşzamanlı dikkate alarak çok bileşenli sistemleri önceki modellerden daha yüksek doğrulukla tanımlamaktadır.[18]

3.4 Alkan-tiol Sistemlerinde Fizisorbsiyon-Kemisorbsiyon Geçişi

Au(111) yüzeyinde çeşitli kükürt içerikli hidrokarbonların adsorpsiyon kinetiği ve termodinamiği sıcaklığa bağlı desorpsiyon (TPD) teknikleriyle ayrıntılı biçimde karakterize edilmiştir. Dialkil sülfitler yalnızca fizisorbe olurken, alkantiyoller hem fizisorbe hem de kemisorbe olur. Kemisorbsiyon entalpisi 126 kJ mol1 olarak ölçülmüş ve zincir uzunluğundan bağımsız bulunmuştur. Fizisorbsiyon prekürsör durumundan kemisorbsiyon geçiş bariyeri ise 28.8 kJ mol1 düzeyinde belirlenmiştir.[19]


4. Karşılaştırmalı Tablo: Fizisorbsiyon ve Kemisorbsiyon

Özellik Fizisorbsiyon Kemisorbsiyon
Kuvvet türü van der Waals Kovalent / iyonik / koordinasyon
Adsorpsiyon entalpisi 5 ile 40 kJ mol1 40 ile 400 kJ mol1
Katman sayısı Çok katmanlı Tek katmanlı (monolayer)
Özgüllük Düşük (evrensel) Yüksek (kimyasal uyumluluk gerekli)
Geri dönüşülebilirlik Kolay Zor veya imkânsız
Aktivasyon enerjisi Yok / ihmal edilebilir Sıklıkla mevcut
Elektronik yapı değişimi Yok Belirgin
Sıcaklık bağımlılığı Soğuma destekler Isınma (belirli aralığa kadar) destekler
Basınç bağımlılığı Güçlü Daha az belirgin
İzotermik model BET (çok katmanlı) Langmuir (monolayer)

5. Kavramsal Analiz

5.1 Nizam, Gaye ve Sanat Analizi

Adsorpsiyon süreçlerinde gözlemlenen yapısal düzen, rastlantısal bir etkileşim tablösünü değil, son derece hassas bir organizasyonu yansıtmaktadır. Fizisorbsiyon ve kemisorbsiyon arasındaki enerji merdiveni (5’ten 400 kJ mol1’e uzanan seksen kat oran), yüzey kimyasında ihtiyaca göre farklı bağlanma gücünün sağlanmasına olanak tanıyan nüanslı bir ölçekleme sistemi meydana getirmektedir.

Özellikle dikkat çekici olan nokta; Lennard-Jones potansiyelindeki çekici ve itici terimlerin tam dengesinin, moleküllerin yüzeyde belirli bir mesafede dengede kalmasına zemin hazırlamasıdır. Bu denge mesafesi, ne moleküllerin uçup gitmesine ne de yüzeye çökmesine yol açacak biçimde konumlanmıştır. Böylesine hassas bir dengenin kurulmuş olması düşündürücüdür.

Kemisorbsiyon mekanizmasında ise başka bir düzenlenme dikkat çekmektedir: sadece enerjisel olarak uyumlu adsorbat-adsorban çiftleri için gerçekleşmesi, bir tür kimyasal özgüllük gerektirmektedir. Katalizde adsorbatın reaktif bir yapıya geçirilmesi, adsorpsiyon enerjisinin Sabatier ilkesi çerçevesinde “ne çok güçlü ne çok zayıf” bir pencerede kalması gerektiği anlamına gelir. Bu pencere, “volkan eğrisi teorisi” olarak bilinen optimum katalitik aktivite koşulunu oluşturmaktadır.[20] Söz konusu üç koşulun (enerji uyumu, geometrik uyum ve reaktivite eşiği) eşzamanlı sağlanması, işlevsellik yönünde bir tertip bulunduğunu düşündürmektedir.

MOF malzemelerinde gözlemlenen sinerjistik davranış da bu çerçevede ele alınmayı hak etmektedir. Mg@SNU-90′ sisteminde organik çerçevenin fizisorbsiyon, Mg nanopartiküllerin kemisorbsiyon işlevi üstlenmesi; iki farklı mekanizmanın aynı yapı içinde ayrı roller üstlenecek biçimde bir arada tertip edilmesini yansıtmaktadır.[21] Parçalardan hiçbirinde tek başına bulunmayan bu işbölümü bütünde meydana gelmektedir.

5.2 İndirgemeci ve Materyalist Safsataların Eleştirisi

Adsorpsiyon literatüründe sıkça karşılaşılan bir ifade biçimi, cansız varlıklara aktif eylem atfeder: “Yüzey molekülleri çeker”, “Aktivasyon enerjisi bariyeri aşılır”, “Elektronlar kimyasal bağ oluşturur.” Bu dil, betimleyici bir kısayol olarak işlev görmekle birlikte, ciddi kavramsal sorunlar içermektedir.

Öncelikle, kanunlar fail değildir, işleyişin tanımıdır. “Langmuir yasası adsorpsiyonu belirler” demek, olguyu açıklamaz; yalnızca gözlemlenen ilişkiyi matematiksel biçimde kodlar. Bu ifade, termodinamik dengeyi sağlayan mekanizmanın gerçek nedenselliğini gizler. Elektronik yapının kemisorbsiyon sırasında nasıl yeniden düzenlendiği, orbital çakışmasının geometrik kısıtları, Pauli itme kuvvetlerinin dengeyi nasıl belirlediği; bunların hiçbiri salt “bağ oluşumu” ifadesiyle açıklanmış olmaz.

İkinci sorun, betimleyici ve kurucu nedensellik arasındaki karışıklıktır. Gibbs serbest enerjisinin minimuma ulaşması bir nedensellik ifadesi değil, dengenin matematiksel tanımıdır. Sistemi bu minimuma götüren gerçek mekanizma; elektron bulutlarının şekillenmesi, nükleer konumların yeniden düzenlenmesi ve kuantum mekanik tünelleme olaylarından oluşmaktadır. “Termodinamik sistemi sürer” ifadesi, bir kısayoldur; gerçekte elektronik-nükleer etkileşimler belirli bir düzen içinde gerçekleşir.

Üçüncü sorun, özgüllük kavramının hafife alınmasıdır. Kemisorbsiyon, rastgele değil; belirli yüzey atom çiftleri için ve belirli açısal oryantasyonlarda gerçekleşir. Bu özgüllüğün “kendiliğinden” ortaya çıktığını varsaymak, mekanizmanın açıklamasını değil isimlendirmesini sağlar.

5.3 Hammadde ve Sanat Ayrımı Analizi

Fizisorbsiyon ve kemisorbsiyon, “hammadde ile sanat eseri” arasındaki farkın son derece çarpıcı örneklerini sunar.

Elektronu, protonu, nötronu hammadde olarak düşündüğümüzde; bunların bir araya gelmesiyle oluşan atomlar, ardından moleküller ve nihayetinde yüzeyler, hammaddede bulunmayan özellikler sergiler. Van der Waals etkileşimi, ne elektronun ne de protonun başlı başına sahip olduğu bir özelliktir; ancak elektronik yoğunluk dalgalanmasıyla çok-cisim etkileşiminden ortaya çıkar. Dispersiyon enerjisi, en temelde ikinci dereceden pertürbasyon teorisinden türeyen bir kolektif özelliktir.

Kemisorbsiyon ise bu tabloyu daha çarpıcı kılar. Bir H2 molekülü ile bir metal yüzeyi bir araya geldiğinde, ne H2’de ne de metal yüzeyinde tek başına var olan bir durum meydana gelir: HH bağının kopmadan kayıptan enerjisel olarak kazançlı çıkıldığı bir konfigürasyon. Bu enerji kazancı, yalnızca adsorbat + adsorban bütününde mümkündür; parçaların her biri için ayrı ayrı hesaplanan enerji toplamı bu bütünü yansıtmaz.

Özellikle MOF sistemleri bu ayrımı görünür kılar. Organik bağlayıcılar (linker), metal düğümler ve gözenek geometrisi ayrı ayrı ele alındığında hiçbiri 6000 m2 g1 yüzey alanı sergiler ya da hidrojen depolama kapasitesi gösterir. Bu özellikler, parçaların belirli bir geometrik ve elektronik düzen içinde bir araya gelmesiyle meydana gelir. Parçaların toplamında bulunmayan bu özellikler, düzenlenmiş bütünde ortaya çıkmaktadır.[22]


6. Sonuç

Fizisorbsiyon ve kemisorbsiyon, yüzey kimyasının iki temel ekseni olarak farklı enerji ölçeklerinde, farklı özgüllük düzeylerinde ve farklı geometrik düzenlemelerde gerçekleşmektedir. Fizisorbsiyonun evrensel, geri dönüşümlü ve çok katmanlı yapısı; kemisorbsiyonun ise özgün, güçlü ve tek katmanlı bağlanma karakteri, bu iki sürecin tamamlayıcı işlevler üstlendiğine işaret eder.

Güncel araştırmalar, bu iki mekanizmanın ne birbirini dışladığını ne de tamamen bağımsız olduğunu ortaya koymaktadır: Langmuir modelinin sistematik sınırları yeniden gözden geçirilmekte, MOF sistemlerinde fizisorbsiyon-kemisorbsiyon sinerjisi deneysel olarak belgelenmekte, çok bileşenli modeller heterojenliği hesaba katacak biçimde genişletilmektedir. Bu ilerleme, adsorpsiyon biliminin henüz tüketilmemiş derinlikler içerdiğine işaret etmektedir.

Yüzey etkileşimlerinin termodinamik zorunluluğu, kinetik kısıtları ve geometrik özgüllüğü; bunların hepsinin aynı anda ve birbiriyle uyumlu biçimde gerçekleşiyor olması, yüzey kimyasının sıradan bir veri tablosuna indirgenemeyeceğini düşündürmektedir. Deliller ışığında bu hassas düzenlenmenin ne anlama geldiğine dair nihai karar, okuyucunun kendi aklına ve vicdanına bırakılmaktadır.


Kaynakça

  1. Kolasinski, K. W. (2012). Surface Science: Foundations of Catalysis and Nanoscience (3. baskı). Wiley.
  2. Atkins, P. W., & De Paula, J. (2014). Atkins’ Physical Chemistry (10. baskı). Oxford University Press.
  3. Gold APP Instruments. (2024, Mart 25). What are chemisorption and physisorption differences. https://www.goldapp.com.cn/techs?article_id=114
  4. LibreTexts Chemistry. (2025). 31.6: Atoms and Molecules can Physisorb or Chemisorb to a Surface. https://chem.libretexts.org/Bookshelves/Physical_and_Theoretical_Chemistry_Textbook_Maps/Physical_Chemistry_(LibreTexts)/31:_Solids_and_Surface_Chemistry/31.06:_Atoms_and_Molecules_can_Physisorb_or_Chemisorb_to_a_Surface
  5. Fred-Ahmadu, O. H., Bhagwat, G., Oluyoye, I., Benson, N. U., Ayejuyo, O. O., & Palanisami, T. (2021). Physisorption and chemisorption mechanisms influencing micro(nano)plastics–organic chemical contaminants interactions: A review. Frontiers in Environmental Science, 9, 678574. https://doi.org/10.3389/fenvs.2021.678574
  6. Gold APP Instruments. (2024, Mart 25). What are chemisorption and physisorption differences. https://www.goldapp.com.cn/techs?article_id=114
  7. ScienceDirect. (2023). Physisorption – Overview and key distinguishing features. In Adsorption through Advanced Nanoscale Materials. https://www.sciencedirect.com/topics/chemical-engineering/physisorption
  8. Lavrich, D. J., Wetterer, S. M., Bernasek, S. L., & Scoles, G. (1998). Physisorption and chemisorption of alkanethiols and alkyl sulfides on Au(111). The Journal of Physical Chemistry B, 102(18), 3456–3465. https://doi.org/10.1021/jp980047v
  9. Iype, E. (2024). Breakdown of Langmuir adsorption isotherm in small closed systems. ACS Omega, 9(8), 9411–9419. https://doi.org/10.1021/acsomega.3c09804
  10. Shimizu, S., & Matubayasi, N. (2023). Understanding sorption mechanisms directly from isotherms. Langmuir, 39(17), 6113–6125. https://doi.org/10.1021/acs.langmuir.3c00256
  11. Fiveable. (2024). Adsorption isotherms and surface phase transitions – Surface Science Study Guide. https://fiveable.me/surface-science/unit-3/adsorption-isotherms-surface-phase-transitions/study-guide/yBkzdDhpyOmMkh5G
  12. Uyor, U. O., & Mavhungu, M. L. (2024). A review on MOFs synthesis and effect of their structural characteristics for hydrogen adsorption. RSC Advances, 14(20), 14233–14253. https://doi.org/10.1039/d4ra00865k
  13. Sutton, J. L., & Bhatt, A. I. (2024). Metal-organic frameworks (MOFs) as hydrogen storage materials at near-ambient temperature. Chemistry – A European Journal, 30(48), e202400717. https://doi.org/10.1002/chem.202400717
  14. Sutton, J. L., & Bhatt, A. I. (2024). Metal-organic frameworks (MOFs) as hydrogen storage materials at near-ambient temperature. Chemistry – A European Journal, 30(48), e202400717. https://doi.org/10.1002/chem.202400717
  15. Li, H. W., Yan, Y., Orimo, S. I., Züttel, A., & Jensen, C. M. (2021). Metal-organic frameworks promoted hydrogen storage properties of magnesium hydride for in-situ resource utilization (ISRU) on Mars. Frontiers in Materials, 8, 766288. https://doi.org/10.3389/fmats.2021.766288
  16. Iype, E. (2024). Breakdown of Langmuir adsorption isotherm in small closed systems. ACS Omega, 9(8), 9411–9419. https://doi.org/10.1021/acsomega.3c09804
  17. Shimizu, S., & Matubayasi, N. (2023). Understanding sorption mechanisms directly from isotherms. Langmuir, 39(17), 6113–6125. https://doi.org/10.1021/acs.langmuir.3c00256
  18. Jema-Arhin, M. B., Amoah, D. K., & Opong, K. (2024). Development of a multicomponent adsorption isotherm equation and its validation by modeling. Langmuir, 40(3), 1581–1596. https://doi.org/10.1021/acs.langmuir.3c02496
  19. Lavrich, D. J., Wetterer, S. M., Bernasek, S. L., & Scoles, G. (1998). Physisorption and chemisorption of alkanethiols and alkyl sulfides on Au(111). The Journal of Physical Chemistry B, 102(18), 3456–3465. https://doi.org/10.1021/jp980047v
  20. Kolasinski, K. W. (2012). Surface Science: Foundations of Catalysis and Nanoscience (3. baskı). Wiley.
  21. Li, H. W., Yan, Y., Orimo, S. I., Züttel, A., & Jensen, C. M. (2021). Metal-organic frameworks promoted hydrogen storage properties of magnesium hydride for in-situ resource utilization (ISRU) on Mars. Frontiers in Materials, 8, 766288. https://doi.org/10.3389/fmats.2021.766288
  22. Uyor, U. O., & Mavhungu, M. L. (2024). A review on MOFs synthesis and effect of their structural characteristics for hydrogen adsorption. RSC Advances, 14(20), 14233–14253. https://doi.org/10.1039/d4ra00865k